<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iSLAMDENiZi iSLAM iSLAMiC MUSLiM iSLAM DiNi CHAT SiTELER WEBSiTES &#187; SEMERKAND</title>
	<atom:link href="http://www.islamdenizi.net/category/semerkand/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamdenizi.net</link>
	<description>iSLAMi SOHBET</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 13:35:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>MSN VE FACEBOOK BİZİ NEREYE GÖTÜRÜYOR (FIKIH &#8211; NİSAN 2010 SEMERKAND AİLE)</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/msn-ve-facebook-bizi-nereye-goturuyor-fikih-nisan-2010-semerkand-aile.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/msn-ve-facebook-bizi-nereye-goturuyor-fikih-nisan-2010-semerkand-aile.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 12:40:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[dinisohbet.com]]></category>
		<category><![CDATA[duabahcesi.net]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin okur]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi.org]]></category>
		<category><![CDATA[İNTERNETTE HALVET]]></category>
		<category><![CDATA[İNTERNETTE TEBERRÜC]]></category>
		<category><![CDATA[islam chat]]></category>
		<category><![CDATA[islamahasre]]></category>
		<category><![CDATA[islami arkadaşlik]]></category>
		<category><![CDATA[islami chat siteleri]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islami sohbet net]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.biz]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.com]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.gen.tr]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.info]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.net]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbet.org]]></category>
		<category><![CDATA[islamisohbete.net]]></category>
		<category><![CDATA[islamsohbetchat.com]]></category>
		<category><![CDATA[islamyolum.com]]></category>
		<category><![CDATA[kanal-7.com]]></category>
		<category><![CDATA[kanal-7.net]]></category>
		<category><![CDATA[KİŞİ YAZDIKLARİYLA DA MÜKELLEFTİR]]></category>
		<category><![CDATA[muslumanlar.com]]></category>
		<category><![CDATA[muslumannesil.com]]></category>
		<category><![CDATA[nurmuhabbet.com]]></category>
		<category><![CDATA[ravzagülü]]></category>
		<category><![CDATA[risalesohbet.net]]></category>
		<category><![CDATA[SANAL SOHBETİN HÜKMÜ]]></category>
		<category><![CDATA[sefaat.net]]></category>
		<category><![CDATA[SEMERKAND AİLE]]></category>
		<category><![CDATA[sohbet canan]]></category>
		<category><![CDATA[SOHBETÇİLERİN BAHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[sohbeti canan]]></category>
		<category><![CDATA[sohbeticanan]]></category>
		<category><![CDATA[sohbeticanan.com]]></category>
		<category><![CDATA[sohbeticanan.net]]></category>
		<category><![CDATA[sohbetislam.org]]></category>
		<category><![CDATA[SUİZANA SEBEBİYET VERMEYİN]]></category>
		<category><![CDATA[www.sohbeticanan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=828</guid>
		<description><![CDATA[SANAL SOHBETİN HÜKMÜ
İnternet günümüzde bilgîye ulaşimi kolaylaştıracak en önemii araçiardan biri ve yediden yetmişe, her yaştan birçok insanın günlük hayatında kullandığı ve bunun paratelinde etkilendiği bir araç. Bu yazımizda genel olarak internetten değil de chat de denilen sanal sohbetlerden babsetmeye çalişacağiz. İnternet ortamında karşilikliı konuşmaya chatleşme deniyor. Böyle bir sohbet mahremlerin (birbirieriyie evlenmeden caiz olmayan karşı cinsten kişilerin) ve namahremlerin (birbirleriyle evlenmeleri caiz olan karşı cinsten kişilerin) durumuna göre hükümler ihtiva etmektedir. Kişinin msn, facebook vs. gibi sanal ortamlarda anne, baba, ha!a, teyze, amca, dayı gibi mahremleriyle görüşüp sohbet eimesinde dinimize göre bir problem bulunmamaktadır.

Ancak dinen birbirilerîne yabancı hükmünde olan iki karşı cinsin, sanal da olsa karşılıklı görüşüp konuşmalarında, hem dinen hem de topîumsal bazı sakıncalann olduğunu soylemek mümkündür.
Dinimiz haramı yasakladığı gibi kişiyi harama götüren veya götürmesi muhtemel olan şeyleri de yasak kapsamına almıştır. Birbirine yabancı iki cinsin sanal ortamda havadan sudan sohbet ederek vakiî geçirmesinde de bu hükmü ve hikmeti görmek mümkündür. Bazı kişiler sanal ortamlarda yapılan sohbetin sadece yazıdan ibaret olduğu ve kendiierinin dine aykırı şeyler konuşmadıklannı ifade etmektedirier. Eveî, bir kişinin iş yeri yazışmaian, evrak takibi gibi yazışmalan makuldür. Ancak bizim kastettiğimiz bunun dışindaki özei sohbetlerdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><a href="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/05/mmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmn.jpg" rel="nofollow"><img class="alignleft size-full wp-image-829" title="islam-msn-facebook-islami-sohbet" src="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/05/mmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmn.jpg" alt="" width="290" height="296" /></a><br />
<span style="color: #993300;">SANAL SOHBETİN HÜKMÜ</span><br />
İnternet günümüzde bilgîye ulaşimi kolaylaştıracak en önemii araçiardan biri ve yediden yetmişe, her yaştan birçok insanın günlük hayatında kullandığı ve bunun paratelinde etkilendiği bir araç. Bu yazımizda genel olarak internetten değil de chat de denilen sanal sohbetlerden babsetmeye çalişacağiz. İnternet ortamında karşilikliı konuşmaya chatleşme deniyor. Böyle bir sohbet mahremlerin (birbirieriyie evlenmeden caiz olmayan karşı cinsten kişilerin) ve namahremlerin (birbirleriyle evlenmeleri caiz olan karşı cinsten kişilerin) durumuna göre hükümler ihtiva etmektedir. Kişinin msn, facebook vs. gibi sanal ortamlarda anne, baba, ha!a, teyze, amca, dayı gibi mahremleriyle görüşüp sohbet eimesinde dinimize göre bir problem bulunmamaktadır.</p>
<p>Ancak dinen birbirilerîne yabancı hükmünde olan iki karşı cinsin, sanal da olsa karşılıklı görüşüp konuşmalarında, hem dinen hem de topîumsal bazı sakıncalann olduğunu soylemek mümkündür.<br />
Dinimiz haramı yasakladığı gibi kişiyi harama götüren veya götürmesi muhtemel olan şeyleri de yasak kapsamına almıştır. Birbirine yabancı iki cinsin sanal ortamda havadan sudan sohbet ederek vakiî geçirmesinde de bu hükmü ve hikmeti görmek mümkündür. Bazı kişiler sanal ortamlarda yapılan sohbetin sadece yazıdan ibaret olduğu ve kendiierinin dine aykırı şeyler konuşmadıklannı ifade etmektedirier. Eveî, bir kişinin iş yeri yazışmaian, evrak takibi gibi yazışmalan makuldür. Ancak bizim kastettiğimiz bunun dışindaki özei sohbetlerdir.</p>
<p><span style="color: #993300;">KİŞİ YAZDIKLARİYLA DA MÜKELLEFTİR</span><br />
Dinimize göre kişiye sorumtuluk yükieyen işler sadece ondan sadır olan fiiii ve sözlü ■ hareket ve davranışlar değiîdir. Yani bir kişinin, &#8220;Ben internette sadece yazişıyomm&#8221; diyerek kendini savunması, yapîıği şeyin dinen hiçbir sakmcası olmadığını gösterrnez. Zira dinimize<br />
göre bir kişi yazdıkîanyla da mükelleftir. Nitekim daha önceki yazıianmızda, bir kişinin mektupla veya mesaj yoluyla yaptığı boşamanın da geçerli olduğunu söylemiştik. Çünkü yazı da insansn niyetini ve maksadmı ortaya koymakla onun iehinde veya aieyhinde hüküm veritebilmesi için kafıdir.</p>
<p><span style="color: #993300;">İNTERNETTE TEBERRÜC</span><br />
Dinimiz bir hanımîn yabancı bir erkeğe karşı teberrücûnü yasakiar. Teberrüc çekici görünmektir. Bu gerek konuşmayla, gerek giyimle, gerek iavırla, gerek yazıyla olsun fark etmez; bunlann hepsi teberrüc dahiiindedir. Buna bir de ügi çekici tavır ve davranışlar eklendiği zaman, yapıldığı yer, zaman ve metot fark etmeksizin hem kendisini hem de karşı cinsi eikiler. Biz bununla sana! ortamlarda, bir erkek ve kadının birbirleriyle yaptığı zorunlu olmayan yazışmaların sakıncasmf kastediyoruz. Evet, ekran karşısında insan tek başınadır. Onun yazdıklarını denetieyecek, ifadelerine ayar getirecek nefsinden başkası da değildir. Ancak nefsi dizginlemek gerçekten çok zordur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) bite bir duasında şöyle derniştir: &#8220;Allahım! Gözümü açıp kapayınoaya kadar bile beni nefsimle baş başa bırakma&#8221; (Hakim).</p>
<p>bir kadınla yalnız Kalmasın; çünkü böyie bir durumda üçüncüferi şeytandir&#8221; (Muslim) buyurmuştur. Ekran başında yapıian sanal sohbetlerin de buna benzediğini ve gerçek naivete götürme yoiunda bir vasıta olduğunu söyieyebiliriz.</p>
<p>Sanal ortamda dinen birbirlerine yabancı sayılan kişiferin yaptığı sohbetlerin daha sonraian samimi biriikteliklere ve ardından hiç de hoş olmayan neticelere kadar götürdüğünü okumuş ya da teievizyondan seyreîmişizdir. Asrımızda bu tür hadiseierin aileleri nası! parçaladığtnı görmek mümkün. Bir anlık masumane niyetler, sonrasinda kişiyi hiç ummadığf mecralara sürüklemektedir. Evet, insanın yaptığı en büyük hatalardan biri de cahi! oidugunun yani hata ettiğinin farkında olmamasi veya yaptığı işin hata oiduğunu kabulîenmernesidir. Ö kendisinin daima doğru yolda olduğun zanneder.</p>
<p><span style="color: #993300;">İNTERNETTE HALVET</span><br />
Dinen birbirlerine yabancı olan btr erkek i!e kadının bir yerde baş başa kalmalan islam hukukuna göre halvet terimiyle ifade edilir. Hadislerde aralannda nikah bağı veya devamiı evlenme engeli olmayan kişilerin baş başa kalmalan yasaklanmıştır. Bir hadiste, Efendimiz (s.a.v) &#8220;Kim Allah&#8217;a ve ahiret gürtüne iman ediyorsa, yanında mahremi o!mayan</p>
<p><span style="color: #800000;">SOHBETÇİLERİN BAHANESİ</span><br />
internet üzerinden tanımadığı karşı cinsle sohbet edenierin bazılan &#8220;Dini konular hakkinda konuşuyoruz&#8221; yahut &#8220;Karşımdaki kişiye dini/ tasavvufu/büyüklerimizi anlatıyorum&#8221; gibî komik bahaneler de üretebiliyor. Oysa bu bahane genel olarak vicdan rahatlatma ya da yanlışına kılıf bufmaktan başka bir şey değil. Zira çaisnan rnal ile sadaka olmayacağı gibi, dinin yasakladığı alanlara girerek din tebliğ edilmez.</p>
<p><span style="color: #993300;">SUİZANA SEBEBİYET VERMEYİN</span>!<br />
Sanal ortam sohbetleri, mutlu mesut yaşayan nice ailelerin harap olmasına neden olmuştur. Sanal ı sohbetler sebebiyle eşinin yüzünü göremeyen, bu nedenle ruhi dengesi bozulan nice aile bireyleri vardtr. Bu durumdan ders çıkaran kadın veya erkek aile bireyleri, kendileri bu işlerden uzak durmak istedikleri gibi eşlerinin de uzak durmasını isterler. Kim ailesinin dağılmasını ister ki! Bu sebeple kişi her ne kadar kendi kanaatince sadece sohbet ediyor ya da iş yeri arkadaşlarıyla görüşüyor olsa da, bu tür görüşmeleri mesai saatlerine bırakmalı, evdeki vaktini ailesine, eşine harcamalıdır. Böylelikle eşinin kendisi hakkında suizanda bulunmasına da sebebiyet vermemiş olur. Suizanda bulunmak ne kadar kötü ise, kendisini suizanda bırakacak hareketlerde bulunmak da bir o kadar kötüdür,</p>
<p>Sonuç olarak her müslüman, yüce Allah&#8217;ın emir ve yasaklarını çiğnemesine basamak teşkil edeceK, hataları davet edici davranış ve ilişkilerden kendini korumasının kulluk görevi olduğunu unutmamalıdır.</p>
<p><span style="color: #993300;">HÖSEYİN OKUR   SEMERKAND AİLE FIKIH NİSAN 2010</span></strong></em></p>
<p>dinisohbet.com, duabahcesi.net, ilahi.org, islam chat, islamahasre, islami arkadaşlik, islami chat siteleri, islami sohbet, islami sohbet net, islamisohbet, islamisohbet.biz, islamisohbet.com, islamisohbet.gen.tr, islamisohbet.info, islamisohbet.net, islamisohbet.org, islamisohbete.net, islamsohbetchat.com, islamyolum.com, kanal-7.com, kanal-7.net, muslumanlar.com, muslumannesil.com, nurmuhabbet.com, ravzagülü, risalesohbet.net, sefaat.net, sohbet canan, sohbeti canan, sohbeticanan, sohbeticanan.com, sohbeticanan.net, sohbetislam.org, www.sohbeticanan<strong><br />
</strong></p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=828" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=828&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/msn-ve-facebook-bizi-nereye-goturuyor-fikih-nisan-2010-semerkand-aile.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Peygamber&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;i Kimlerdir GÜNÜMÜZDE SEYYİD ve ŞERİF Seyyid Ne Demektir</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/hz-peygamberin-ehl-i-beyti-kimlerdir-gunumuzde-seyyid-ve-serif-seyyid-ne-demektir.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/hz-peygamberin-ehl-i-beyti-kimlerdir-gunumuzde-seyyid-ve-serif-seyyid-ne-demektir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 23:13:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i beyf]]></category>
		<category><![CDATA[EHLİ BEYT]]></category>
		<category><![CDATA[KURTULUŞ GEMİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Şerif Ne Demektir]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid ne demektir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[KURTULUŞ GEMİSİ EHLİ BEYT SEMERKAND YAYINLARI S.MUBAREK EROL

Hz. Peygamber'in
Ehl-i Beyt'i Kimlerdir?

Ev halkı anlamına gelen "Ehl-i beyf terkibi, ev sahibini, onun eşini, çocuklarını, torunlarını ve yakın akrabalarını kapsar.
Hz. Peygamber'in [s.a.v] Ehl-i beyt'i, başta hanımları olmak üzere bütün çocukları, kadın-erkek bütün torunları, müslüman olup kendisine tâbi olan amcaları, onların çocukları, torunları ve diğer akrabaları olan Hâşim ve Muttaliboğulları'dır.

Günümüzde Ehl-i beyt kavramı genel olarak, Hz. Peygamber'in [s.a.v] torunları Hz. Hasan m ve Hz. Hüseyin'in [r.a] soyundan gelenler için kulanılmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong><a href="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/03/ehli_beyt.jpg" rel="nofollow"><img class="alignleft size-medium wp-image-589" title="ehli_beyt" src="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/03/ehli_beyt-148x300.jpg" alt="" width="148" height="300" /></a></strong></span><span style="color: #800000;"><strong>KURTULUŞ GEMİSİ EHLİ BEYT SEMERKAND YAYINLARI S.MUBAREK EROL</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Hz. Peygamber&#8217;in</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Ehl-i Beyt&#8217;i Kimlerdir?</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Ev halkı anlamına gelen &#8220;Ehl-i beyf terkibi, ev sahibini, onun eşini, çocuklarını, torunlarını ve yakın akrabalarını kapsar.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Hz. Peygamber&#8217;in [s.a.v] Ehl-i beyt&#8217;i, başta hanımları olmak üzere bütün çocukları, kadın-erkek bütün torunları, müslüman olup kendisine tâbi olan amcaları, onların çocukları, torunları ve diğer akrabaları olan Hâşim ve Muttaliboğulları&#8217;dır.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Günümüzde Ehl-i beyt kavramı genel olarak, Hz. Peygamber&#8217;in [s.a.v] torunları Hz. Hasan m ve Hz. Hüseyin&#8217;in [r.a] soyundan gelenler için kulanılmaktadır.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">GÜNÜMÜZDE SEYYİD ve ŞERİF Seyyid Ne Demektir?</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Seyyid, &#8220;efendi, bey, ileri gelen, reis&#8221; anlamlarına gelmektedir. Fakat kavram olarak bütün insanlığın efendisi olan Hz. Peygamber&#8217;in [s.a.v] torunu Hz. Hüseyin [r.a] yoluyla nesebi Hz. Resûlullah&#8217;a [s.a.v] ulaşan kimseleri ifade eden bir unvan, bir sıfattır.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Hz. Peygamber [s.a.v], &#8220;Seyyidü&#8217;s-sakaleyn&#8221; (iki âlemin efendisi), &#8220;Seyyidü&#8217;l-enam&#8221; (yaratılmış­ların en büyüğü), &#8220;Seyyidü&#8217;l-enbiya&#8221; (bütün peygamberlerin efendisi) gibi sıfatlarla nitelendirilmiş­tir. Nitekim bir hadis-i şerifte, &#8220;Ben âdemoğlunun seyyidiyimV bir diğerinde ise, &#8220;Ben kıyamet gü­nünde insanların seyyidiyim* buyrulmaktadır.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Seyyid kelimesi hadislerde, kabile başkanı, topluluğun ileri gelen seçkin kimseleri, kölenin efendisi gibi anlamlarda kullanılmaktadır.</strong></span></p>
<p><strong>Hz. Peygamber [s.a.v], minberde bulunduğu bir sırada torunu Hz. Hasan&#8217;ı [r.a] işaret ederek,</strong><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Bu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah onun vasıtasıyla iki müslüman fırkanın barışmasını sağlar&#8221;, bir defasında da,</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Hasan ve Hüseyin [r.a] cennet ehlinin gençlerinin iki seyyididirler&#8221; buyurmuştu. Hz. Fâtıma [r.anha] için,</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Fâtıma [r.anha]. cennetteki kadınların seyyi- desidir&#8221;5 buyurmuştur. Hz. Ebû Bekir [r.a] ve Hz. Ömer [r.a] için de,</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Cennet ehlinin nebî ve resuller hariç iki yaşlı seyyididirler&#8221;&amp; buyurmuştu.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Sahabiler de seyyid kelimesini aralarındaki faziletli kimseleri övmek için kullanmışlardır. Nitekim Hz. Ömer [r.a],</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Ebû Bekir [r.a]seyyidimizdir. Seyyidimiz Bilâl&#8217;i [r.a] âzat ederek hürriyetine kavuşturmuştur&#8221;7 demiştir.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Şerif Ne Demektir?</span></strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Şerif, &#8220;yükseklik, asalet, izzet, makam ve mertebesi yüce olmak, manevi yükseklik ve ululuk&#8221; de­mektir. Çoğulu, eşraf ve şürefâdır. Özellikle baba ve dedeleri ulu ve yüksek olanlara denilir. Bir memlekette, kendilerine kabile ve şehrin maslahatlarının idaresi verilmiş asil aile reislerine, makam ve mevkii yüksek, söz sahibi ve nüfuzlu kimselere de şerif ya da bu kelimenin çoğuluyla eşraf denilir.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>İslâm&#8217;a göre şerif, müttaki olan, Allah&#8217;tan korkup haramlardan sakınan, Allah&#8217;ın emirlerini yerine getiren kimsedir. Nitekim Cenâb-ı Mevlâ,</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>&#8220;Şüphesiz ki Allah katında en şerefliniz, O&#8217;ndan en çok korkanınızdır&#8221;(Humâ\. 49/13) buyurmaktadır. Zira ruhlar en çok takva ve manevi meziyetlerle şeref kazanır, şahıslar bununla yükselir.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>1 Ebû Davud, Sünen, 13; ibn Mâce, Zühd, 37.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>2 Bııhârî, Enbiyâ, 3; Müslim, imân, 367,369, Fezâil, 2.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>3 buhari enbiya 3 müslim iman</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>4 buhari sulh 9 tirmizi menakıb 31</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>5 Buhârî, Fezâilu l-Ashâb, 29; Menâkıb, 25.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>6 ibn Mâce, Mukaddime, 11.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>7 Buhârî, Fezâilü&#8217;l-Ashâb, 23.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>kaynak :KURTULUŞ GEMİSİ EHLİ BEYT SEMERKAND YAYINLARI S.MUBAREK EROL</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong> </strong></span></p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=588" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=588&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/hz-peygamberin-ehl-i-beyti-kimlerdir-gunumuzde-seyyid-ve-serif-seyyid-ne-demektir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evliliğe ilk adım tanışma adabı</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/evlilige-ilk-adim-tanisma-adabi.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/evlilige-ilk-adim-tanisma-adabi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Mar 2010 21:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[iSLAMi HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[Allah için bak]]></category>
		<category><![CDATA[Dilaver SELVİ]]></category>
		<category><![CDATA[dini evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz’den eş adaylarına önemli tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Evlenecek kimselerin görüşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[islami evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[SEMERKAND AİLE]]></category>
		<category><![CDATA[Usulsüz görüşmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=573</guid>
		<description><![CDATA[Dilaver SELVİ • 20. Sayı / DİĞER YAZILAR/SEMERKAND AİLE 

Evlilik, ilahi takdirle belirlenmiştir ve kimin kime nasip olacağını ancak Allah bilir. Eşler birbirinin rızkı gibidir. Bu rızık da Levh-i Mahfuz’a yazılmıştır; zamanı gelince, sahibini bulur. Ancak yine de bizler bu rızkı edebine uygun aramakla yükümlüyüz. Bu nedenle evlenme niyetinde olan her müminin bu edepleri öğrenmesi gerekir. Aksi halde hem mesul hem de mutsuz olur.

Öncelikle evliliğin bir eğlence aracı olmadığını bilmeliyiz. Bir ömrü kapsayan bu sünnetin asıl hedefi, helalinden yuva kurmak, haramlardan korunmak, nesil yetiştirmek, hayat nimetine fiilen şükretmek ve nefsi terbiye etmektir. Zaten aileyi özel ve değerli yapan şey de ondaki niyet ve hedef değil midir? Hedefi edep ve cennet olmayan evlilikler, oyun ve eğlenceden ibaret olur. Böyle bir evlilik üzerine aile kurulamayacağı gibi, onunla insan terbiyesi de gerçekleşmez.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong>Evlilik, ilahi takdirle belirlenmiştir ve kimin kime nasip olacağını ancak Allah bilir. Eşler birbirinin rızkı gibidir. Bu rızık da Levh-i Mahfuz’a yazılmıştır; zamanı gelince, sahibini bulur. Ancak yine de bizler bu rızkı edebine uygun aramakla yükümlüyüz. Bu nedenle evlenme niyetinde olan her müminin bu edepleri öğrenmesi gerekir. Aksi halde hem mesul hem de mutsuz olur.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Öncelikle evliliğin bir eğlence aracı olmadığını bilmeliyiz. Bir ömrü kapsayan bu sünnetin asıl hedefi, helalinden yuva kurmak, haramlardan korunmak, nesil yetiştirmek, hayat nimetine fiilen şükretmek ve nefsi terbiye etmektir. Zaten aileyi özel ve değerli yapan şey de ondaki niyet ve hedef değil midir? Hedefi edep ve cennet olmayan evlilikler, oyun ve eğlenceden ibaret olur. Böyle bir evlilik üzerine aile kurulamayacağı gibi, onunla insan terbiyesi de gerçekleşmez.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><a href="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/03/evlilik.jpg" rel="nofollow"><img class="alignnone size-medium wp-image-575" title="evlilik" src="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/03/evlilik-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" /></a><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Evlenecek kimselerin görüşmesi</span></strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Erkeğin evlenmek istediği kızı, kızın da erkeği görmesi sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) evlenmek isteyenlere, alacakları kızı önce görmelerini tavsiye ederek şöyle buyurur: “Allah, bir erkeğin kalbine, bir kadınla evlenme düşüncesi koyarsa, ona bakmasında bir günah yoktur.” Dinimize göre evlenme niyetinde olan kız ve erkek ancak kızın ailesi veya yakın akrabalarından birinin yanında özel görüşme yapabilir, tanışıp konuşabilir. Bir defa görüşmek yeterli olmadı ise aynı şartlarda, yani aileden birinin eşliğinde gerektiği kadar görüşme yapabilir.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Erkek evlenmek istediği kızın yalnız yüz ve ellerine bakabilir. Zira yüz ve ellerin görülmesi kadının güzelliğini ve bedenin durumunu anlamak için yeterli sayılır. Her iki taraf için aranacak en önemli özellik ise akıl ve güzel ahlak olmalı. Damat ve gelin adaylarının tanınması için aile çevresi de yardımcı olmalı. Adaylar hakkında doğru bilgi verilmeli, erkek ve kadının evliliğe mani olacak ve ileride sorun çıkaracak bir durumları varsa, bu önceden belirtilmeli.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Yuva kurulurken damat ve gelin adayları hakkında bilinen kusurların söylenmesi gıybete girmez. Her iki tarafta yuvanın huzurunu bozacak, güzel geçime mani olacak ne tür kusur varsa onları söylemek haram olmaz, gerekli görülür. Özellikle eşleri birbirinden nefret ettirecek bedeni hastalıklar ve ruhsal bozukluklar varsa, tanışma safhasında açıkça söylenmeli. Çünkü önceden saklanan bu durumlar daha sonra pişman olunacak bir evlilik yapılmasına neden olabilir. Evliliği zora sokacak ciddi aldatma ve yalan beyan durumunda, her iki taraf için de boşanma yolu açılır.</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong> </strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Usulsüz görüşmeler</span></strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Evlenmek ile eğlenmek ayrı şeylerdir. Hiçbir yabancı kadın ya da erkekle eğlenme yahut vakit geçirme için görüşüp konuşma, dertleşme, gizlice buluşma ve arkadaş olmanın helal olmadığını bilmeliyiz. Bu tür işler nefse hoş gelse de biraz ötesi düşünüldüğünde gereksiz ve zararlı olduğu anlaşılır. Zamanımızda flört denen bu ilişki başta kadın olmak üzere her iki tarafı da yıpratacak sonuçlar doğurur. Evlenme niyetinde olan kişilerin, telefon ve benzeri iletişim araçları ile görüşmesi de ihtiyaç kadar olmalı, nikah kıyılmadığı müddetçe adayların birbirine yabancı olduğu unutulmamalı. Görüşülen kimse ile gönüller kaynaşmaz, diller anlaşmaz ve zevkler uyuşmaz ise, şartlar zorlanmamalı, çözümü olanaksız bir durum varsa iş ilerlemeden ayrılmalıdır.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Evlenecek erkek veya kadın, anne ve babasının duasını almayı da ihmal etmemeli. Çünkü anne babayı haksız yere üzüp de yüzü gülen kimse yoktur. Ancak ebeveynler dinen haram bir şey istiyorlarsa, o zaman kendilerine uyulmaz. Bir kızı, hiç tanımadığı veya tanıdığı halde sevmediği bir erkeğe zorla vermek de dinimizde helal değildir. Babanın böyle bir hakkı yoktur.</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Allah için bak!</span></strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Mugire b. Şu’be (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamber’e (s.a.v) bir kızla evlenmek istediğimi söyledim; Rasulullah Efendimiz (s.a.v), ‘Gidip istediğin kızı gör; böyle yapman aranızda muhabbeti temin için daha uygun’ buyurdu. Ben de kızın ailesine giderek, durumu haber verdim ve kızlarını görmek istediğimi söyledim. Kızın anne babası bunu hoş karşılamadı. O sırada kız perde gerisinde bizi dinliyordu. Benim kendisiyle görüşmeden geri döndüğümü görünce, anne babasına, ‘Şu adamı bana çağırın!’ dedi. Beni geri çağırdılar. Kız perdenin dışına çıkarak bana ‘Eğer Allah Rasulü (s.a.v) senin beni görmeni emrettiyse, bana bak; yoksa Allah için söylüyorum, ben bu işi hoş görmem’ dedi. Ben de kıza baktım ve kendisini beğendim. O da bana razı oldu ve evlendik. Kendisiyle huzurlu bir hayat sürdüm.”</strong></span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong><span style="color: #ff0000;">Efendimiz’den eş adaylarına önemli tavsiyeler</span></strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong>Evlilik için tanışmalarda kesinlikle tek başına hareket edilmemeli. Çünkü özellikle gençlerin gözü her şeyi net görmez. Malum; aşk gözü kör, kulağı sağır, aklı sarhoş eder. Gençlerin elinden tutulmazsa yanlış yapabilirler; bu yanlış hem kendilerine hem de etraflarına zarar verir. Rasulullah Efendimiz (s.a.v), evlenmek niyetiyle bir kadına talip olan kimseye şu tavsiyede bulunmuştur: “Evlenme niyetini içinde tutup gizle. Sonra güzelce bir abdest al, iki rekat istihare namazı kıl. Peşinden Allah’a hamd ve senadan sonra şöyle dua et: ‘Allah’ım, benim bir şeye gücüm yetmez, her şeye gücü yeten Sensin. Ben bilmem, her şeyi bilen Sensin. Ben falanca kimse ile evlenmek istiyorum; eğer onunla evlenmem benim dinim, dünyam ve ahiretim için hayırlı ise, onu bana nasip et. Eğer benim dinim, dünyam ve ahiretim için onun dışındaki biri daha hayırlı ise, bana onu nasip et.”</strong></span><span style="color: #800000;"><strong><br />
</strong></span><span style="color: #800000;"><strong> </strong></span></p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=573" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=573&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/evlilige-ilk-adim-tanisma-adabi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZULÜM  Ne Yap Ne Razı Ol SEMERKAND DERGİSİ</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/zulum-ne-yap-ne-razi-ol-semerkand-dergisi.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/zulum-ne-yap-ne-razi-ol-semerkand-dergisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 14:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ailede zulüm]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[ihsan]]></category>
		<category><![CDATA[insaf]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand yayinlari]]></category>
		<category><![CDATA[Zan altında bırakmak]]></category>
		<category><![CDATA[zulum çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[zulum edenler hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[zulum nasil olur]]></category>
		<category><![CDATA[zulum nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=480</guid>
		<description><![CDATA[Kötü sözde zulüm vardır. Kabalıkta, vurdumduymazlıkta, hoyratlıkta, kırıp dökmekte zulüm... Müslüman zulmetmez. 

Evde, işte, apartmanda, köyde, şehirde, yolda, trafikte, caddede, pazarda... Ne kimseye zulmederiz ne zulme razı oluruz. Haksızlık etmeyecek, hak yemeyeceğiz. Herkesin, her şeyin hakkı var. Allah’ın, insanların, hayvanların, tabiatın.. Müslümanlık hakka riayettir.

Ölçü bellidir: Başkaları bize yaptığında rahatsız olduğumuz her şey, bizim de yapmamamız gerekenlerdir. Daha da ötesi bize normal gelen hareketin bir başkası için can yakıcı olabileceğini dikkate almak gerçek nezaket, üstün bir ahlâk, tasavvufî edeptir.

Dünyanın her yerinde zulüm kol gezerken adalet ışığını taşıması gerekenler duyarlılığını yitirirse bu vebalin altından nasıl kalkarız? 

İslâm’ın mesajı çok açık: Ne zulüm yap, ne de zulme razı ol.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #808000;"><strong><br />
Kötü sözde zulüm vardır. Kabalıkta, vurdumduymazlıkta, hoyratlıkta, kırıp dökmekte zulüm&#8230; Müslüman zulmetmez.</p>
<p>Evde, işte, apartmanda, köyde, şehirde, yolda, trafikte, caddede, pazarda&#8230; Ne kimseye zulmederiz ne zulme razı oluruz. Haksızlık etmeyecek, hak yemeyeceğiz. Herkesin, her şeyin hakkı var. Allah’ın, insanların, hayvanların, tabiatın.. Müslümanlık hakka riayettir.</p>
<p>Ölçü bellidir: Başkaları bize yaptığında rahatsız olduğumuz her şey, bizim de yapmamamız gerekenlerdir. Daha da ötesi bize normal gelen hareketin bir başkası için can yakıcı olabileceğini dikkate almak gerçek nezaket, üstün bir ahlâk, tasavvufî edeptir.</p>
<p>Dünyanın her yerinde zulüm kol gezerken adalet ışığını taşıması gerekenler duyarlılığını yitirirse bu vebalin altından nasıl kalkarız?</p>
<p>İslâm’ın mesajı çok açık: Ne zulüm yap, ne de zulme razı ol.</p>
<p>Zamanla bazı kavramların gerçek manası unutulur. Ya da anlamı daralır veya değişir. Bu daralma veya değişim, çoğu zaman dilin zaman içinde geçirdiği değişimlere bağlıdır. Fakat İslâmî kavramlar sözkonusu olduğunda bu unutulma veya değişim sadece dilin tabii değişimiyle izah edilemez. Ne yazık ki İslâm’la başı hoş olmayan çevrelerin önemli katkısı vardır bunda.  Öyleyse bir unutturma, değiştirme ve yozlaştırma çabasını akılda tutmak lazım.</p>
<p>Dergimizde sık sık kullandığımız, hatırlatmaya çalıştığımız böyle pek çok kelime ve kavram var. İhlâs, takva, hayâ, taat, amel-i salih ve daha birçokları&#8230; Bu kelime ve kavramlar dağarcığımızdan eksildikçe İslâm’ı kavramamız da zorlaşıyor.</p>
<p>Bir de millet ve milliyet, adalet ve zulüm gibi anlam daralmasına uğramış, İslâmî içeriğinden boşaltılmış kavramlar var ki, bunları da asıl çerçevesine oturtmak gerekiyor. Zulüm kavramı üzerindeyiz bu ay.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Yeni hayat yeni zulüm</span></p>
<p>Toplumsal hayat gittikçe daha fazla iç içe geçiyor. Birkaç kilometre kareye artık daha fazla insan düşüyor. Aynı yolları, aynı dükkânları, aynı binaları daha fazla insan kullanıyor. Hemen herkes gün boyunca pek çok insanla muhatap oluyor, temas kuruyor.</p>
<p>Aslında topyekün dünya, kitle iletişim ve hızlı ulaşımla küçülüyor.Binlerce kilometre ötedeki bir olaydan anında haberdar oluyor, etkileniyoruz. Dolayısıyla yaşadığımız çağda, insanlar arası hukuk daha yoğun ve karmaşık hale gelmiş durumda. Artık her adımımızda, her hareketimizde bilerek bilmeyerek bir başkasının hukukunu çiğneme, rahatsız etme, zarar verme ihtimalimiz artıyor. Çünkü daha yakınız. Çünkü kişisel alanlarımız başka pekçok kişinin alanıyla iç içe geçmiş durumda.</p>
<p>Hal böyle olunca, zulüm konusu üzerinde bir kez daha düşünmek, anlam çerçevesini incelikleriyle bilmek ve buna göre duyarlılık sahibi olmak gerekiyor.</p>
<p>Zulüm, bugün sadece eziyet etmek yahut can acıtmak anlamında zihnimizde yer alıyor. Oysa kavramın gerçekte ifade ettiği anlam ve buna bağlı olarak önemi çok daha farklı ve kuşatıcı.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Zulüm nedir?</span></p>
<p>Zulüm Arapça bir kelime. Orijinal manası “bir şeyi asıl yerinin dışına koymak, asıl yerinden ayırmak.” Meşhur alimlerimizden Seyyid Şerif Cürcânî rh. a. “Tarifât” adlı kitabında zulmü şöyle tarif ediyor: “Zulüm bir şeyi asıl yerinin dışına koymak. Dinin hükümlerine göre ise, hak yoldan ayrılıp bâtıl olana geçmek. Bu da zulümdür. Bir başkasının malını izinsiz kullanmak, dinin emir ve yasak sınırlarını aşmak da zulüm.”</p>
<p>Demek ki zulüm çok yönlü bir kelime. İslâmî literatürde emir ve yasak sınırlarına uymayan her söz, her iş bir zulüm. Eziyet etmek, işkence ve baskı kullanmak zulüm olduğu gibi, birinin hakkını çiğneyip adaletten sapmak, bir şeyi eksik veya fazla yaparak işin hakkını vermemek de zulümdür. Hatta kişinin “Allah’ın hakları” diye tabir edilen kişisel ibadetlerini ihmal etmesi de bir zulüm. Ama başkasına değil, kendine zulüm. Çünkü ebedi hayatını mahvediyor.</p>
<p>İslâm’ın ilk yükümlülük olarak öngördüğü iman da kelime olarak zulümle zıddından alakalıdır. Çünkü iman güven manasınadır. Müslüman kimse ilk başta güvenilir olan, kimseye zarar vermeyendir. Nitekim Allah Rasulü s.a.v. buyurmuştur:</p>
<p>“Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların güvende olduğu kimsedir.” (Buharî, Müslim)</p>
<p>Müslüman ne kendine ne başkasına, ne insana ne hayvana zulmetmeme hassasiyeti taşır. Hattı hareketinde zulüm ihtimalini daima akılda tutar. Zulme ve zalime karşı da susmaz, zulmü reddeder ve elinden geldiğince engeller.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Dört Temel İlke: Adalet, insaf, ihsan, emanet</span></p>
<p>Müslümanın davranışlarını belirleyen sınır adalet çerçevesinde belirlenmiştir. Adalet de ilk akla geldiği üzere suçluların yakalanmasından, hak ettiği cezayı bulmasından ibaret değildir.</p>
<p>Zulüm nasıl Cenab-ı Hakk’ın koyduğu sınırları aşmaksa, adalet de tek başına ve toplum içinde bu sınırlar içinde bulunmaktır. Yani dinen sakınılması gerekenden sakınmak&#8230; Mesela kimsenin hakkını yememek, hiçbir şeyi israf etmemek, ibadetlerini tam yapmak, vs&#8230;</p>
<p>Emir ve yasaklar çerçevesinde hareket etmek, yani Efendimiz’in ifadesiyle Allah’ın sınırlarını gözetmek zannedildiği gibi hayatı daraltan, kısıtlayan bir durum değildir. Helal sınırı dahilinde son derece geniş bir hareket alanı vardır. Yasaklar ise hem bu dünya hem ahiret için can simidi gibidir. Her şeyden önce kısıtlamaları olmayan bir hayatın nasıl tatminsizliğe ve ruhî boşluğa sebep olduğunu hekimler dile getiriyor. Yani haram tarafına geçmek kişinin hem kendine hem de başkalarına zulmetmesidir. Allah Tealâ yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Topunuz Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, biribirinizden ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler birbirinize düşmanlar iken o sizin kalbleriniz arasında ülfet oluşturup sizi yaklaştırdı da nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz.Hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da o tuttu, sizi ondan kurtardı. Şimdi size ayetlerini böyle beyan ediyor ki Allah’a doğru gidebilesiniz.” (Âl-i İmrân, 103)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">El-İnsaf!</span></p>
<p>Helal sınırlar dahilinde de insafı zorlamamak gerekir. İnsaf, manevi terazi gibi bir duygudur. Kişi kendine, ailesine, komşularına hep insaf terazisinde tartarak davranmalıdır.</p>
<p>Mesela meşru baba otoritesini sertlikten yana kullanmak, eşler arasındaki hakları sadece kendini merkeze alarak kullanmak insaf ölçüsüyle bağdaşmaz. Aynı şekilde, mesela ticarette insanlarının alım gücünün üstünde fiyatlar koymak, sadece kâr oranını düşünmek insaf sınırlarını aşmaktır ve dolayısıyla zulümdür. Bir malı değerinin altında elde etmeye çalışmak da böyledir. Hanefî mezhebinde şöyle ilginç bir hüküm vardır: Bir kişi abdest için su satın almak zorunda kalsa, su satıcısı da bedelinin üstünde fiyat söylese, suyu almaz ve teyemmüm yapar. Bu hüküm çok yönlü okunabilir. Fakat en temelinde zulme kapı açmama yatmaktadır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Her dem iyilik üzere ya da ihsan</span></p>
<p>İhsan müminin dünya üzerinde zulme karşı en güçlü silahıdır. Yani daima iyilik üzere olmak, daima iyiliği hedeflemek&#8230;</p>
<p>Allah Tealâ’ya karşı vazifeleri yerine getirirken ihlâs manasına gelen ihsan, aynı zamanda her durumda kişinin iyiliği hedeflemesi, iyiliğe yönelmesidir. Bu müslümanın bir nevi elbisesidir.</p>
<p>Yukarıdan beri saydığımız adalet, insaf ve ihsan hasletleri müslümana emanet, yani güvenilirlik kazandırır. Söz konusu üç özelliği barındıran müslümanın davranışları ve yaşadığı ortam doğrudan güvenilir hale gelir. İslâm adabına uygun selamlaşma bile doğrudan karşılıklı güveni teyit etmek için bir çeşit parola hükmündedir.<br />
Müslüman kişi, hiç kimsenin olmadığı yerde bile iyiliği düşünür. Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Bir adam yolda yürürken bir dikenli bir dal gördü ve onu yoldan kaldırdı. Bu hareketinden dolayı Allah o kişiyi övdü ve onu affetti.” (Buharî)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kendine zulüm</span></p>
<p>İslâm bize herhangi bir şekilde zulmeden kimsenin önce kendine zulmetttiğini öğretir. Çünkü bütün yapılanların hesabı günü geldiğinde sorulacaktır. Zulmün karşılığı da Allah’ın azabı olacaktır. İnsanın kendini bile bile azaba sürüklemesi kişinin kendine zulmüdür. Bu ister Allah’a karşı gelerek, ister ibadetlerini yerine getirmeyerek, ister kendi bedenine acı vererek, isterse de kul hakkına girerek olsun&#8230; Hepsi kişinin kendine zulmetmesidir.</p>
<p>Cenab-ı Hak peygamberlerinin dilinden bizim de yapıp ettiklerimiz karşısında kendimize karşı zulüm yapıp yapmadığımızı murakebe etmemizi ister. Hz. Yunus a.s. kıssası anlatılırken şöyle buyurulur:</p>
<p>“Zünnun’u (Yunus peygamberi) de hatırla. Hani o öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: ‘Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin. Şüphesiz ben haksızlık edenlerden, zalimlerden oldum’ diye seslenmişti.” (Enbiya, 87)</p>
<p>Musa a.s. Allah’a şöyle yalvarmıştır:</p>
<p>“Musa dedi ki: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim.” (Kasas, 16)</p>
<p>Yine bu ayetlerden öğreniyoruz ki insan ne türlü bir zulüm içinde olursa olsun, ilk işi bu yanlıştan dönmek olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:</p>
<p>“Allah’tan sakınanlar bir kötülük yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran, 135)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Bir gizli zulüm: Zan altında bırakmak</span></p>
<p>Günümüzde zulmün son derece yaygın bir çeşidi de insanları zan ve töhmet altında bırakmak, şüphelenilen bir kişi haline getirmektir.</p>
<p>Allah Rasulü s.a.v. buyurmuştur:</p>
<p>“Zandan sakının. Çünkü zan sözün en yalanıdır.” (Buharî, Müslim)</p>
<p>Gıybet ve dedikodu İslâm’ın şiddetle yasakladığı günahlardandır. Kişiyi zanna sürükleyen şeyler de ilk başta gıybet ve dedikodudur. Gıybet ve dedikodunun yaygınlaşması kişilerin birbiri hakkındaki kötü zannını artırır. Oysa şuurlu bir müslüman emin olmadan, gözüyle görmeden, kulağıyla duymadan asla konuşmaz, kimseyi töhmet altında bırakmaz.</p>
<p>Günümüzde, zan ve töhmet altında bırakma zulmüne en yaygın örnek, herhalde medya yoluyla yapılandır. Ne yazık ki medya bir çeşit güç unsuru olarak kullanıldığı için kasıtlı veya sorumsuzca yapılan karalamalar, hiç suçu olmayan insanların bazen işlerini kaybetmesine, ailelerinin dağılmasına hatta daha ileri giderek canlarına kastedilmesine sebep olabiliyor. İşte bu apaçık zulümden başka bir şey değildir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Ailede zulüm</span></p>
<p>Müslümanın ailesine karşı eksiksiz yerine getirmek zorunda bulunduğu sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar anne babaya, eşe ve evlatlara karşı görevler olarak çeşitlenir.</p>
<p>Erkek, eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını sağlamakla mükelleftir. Bu ihtiyaçlar, maddi imkanların elverdiği ölçüde ve insaf derecesinde tutulur. Alimlerimiz, kadının evlenmeden önce alışmış olduğu şartların sağlanması, elden geldiğince erkeğin görevleri arasındadır demişlerdir. Aynı şekilde kadın da kocasının gönlünü hoş tutmalı, ona karşı görevlerini eksiksiz yerine getirmelidir. İşinden yorgun gelmiş kocaya evi rahatlatıcı bir mekâna çevirmek kadının yapması gerekenler arasındadır. Bu görevlerden herhangi birini keyfi olarak yerine getirmemek zulümdür, bundan sakınmak gerekir.</p>
<p>Allah Rasulü s.a.v.’in en son tavsiyesi şöyledir:</p>
<p>“Namaz… namaz… Bir de elleriniz altındakine dikkat edin. Onlara güçlerinin üzerinde yük yüklemeyin. Kadınlar hakkında Allah’tan korkun, Allah’tan korkun. Onlar sizin yanınızda yardımcılarınızdır, Onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız. Allah’ın emri uyarınca onların namuslarını kendinize helal edindiniz.” (İbn Mâce)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Evladına kim zulmeder?</span></p>
<p>Anne-baba ise evlatlarının maddi ve manevi ihtiyaçlarını yerine getirmekle yükümlüdürler. Çocuklarının yiyecek giyecek ihtiyaçlarını sağlamak, onları maddi zararlardan korumak ilk başta gelen görevlerdir. Çocuğun eğitimi ve dinî bilgilerin öğretilmesi de ebeveynin görevleri arasındadır. Bunları yerine getirmeyen anne baba çocuklarına zulmetmiş olur.</p>
<p>Daha doğduğu andan itibaren elden geldiğince çocuğun üzerine titremek, beslenmesine dikkat etmek, hastalandığında geciktirmeden doktora götürmek, ileride kronik hastalıklara sebep olacak şeylere karşı onu korumak ebeveynin vazifeleri arasındadır. Aynı zamanda çocukların huzurlu bir ortamda büyümesi de önemlidir. Sürekli kavga edilen, karşılıklı saygının yitirildiği bir evde eşler birbirine zulmettikleri gibi evlatlarına da zulmetmiş olurlar. Allah Rasulü s.a.v.’in buyurduğu gibi salih bir evlat yetiştirmek anne baba için ne kadar önemli ise, bir çocuk için maddi ve manevi huzur da o kadar önemlidir.</p>
<p>Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:</p>
<p>“Anaya babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, mülkiyetiniz altında olan kimselere iyilik edin. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.” (Nisa, 36)</p>
<p>Enes b. Malik r.a. şöyle demiştir: “Allah Rasulü s.a.v. kadınlara ve çocuklara karşı insanların en merhametlisiydi.”</p>
<p><span style="color: #ff0000;">‘Öf’ bile demeden</span></p>
<p>İslâm’da anne ve babaya karşı haklar da oldukça önemlidir. Onları asla incitmemek, meşru çerçevedeki sözlerinden çıkmamak gerekir. Mümkün mertebede onlara yardımcı ve destek olmak gerekir. Sıkıntılarını paylaşmalı, yaşlılıklarında onlara evimizi açmalı, onlara hizmet etmenin önemini bilmeliyiz. Bu konuda Allah Tealâ’nın emirleri ve Allah Rasulü s.a.v.’in tavsiyeleri çok nettir.</p>
<p>Ayet-i kerimede buyrulmuştur:</p>
<p>“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.” (İsra, 23)</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Komşular ne çeker?</span></p>
<p>Komşuları incitmemek, onlarla iyi geçinmek, sıkıntılarına ortak olmak, elden geldiğince yardım etmek gerekir. İslâm’ın emri böyledir. Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurmuştur:</p>
<p>“Cebrail hiç durmadan komşu hakkına hürmeti vurgulardı. O kadar ki, ben yakında Cebrail komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım.” (Buharî; Müslim, vd.)</p>
<p>Komşuluk sadece evle sınırlı da değildir. Ticarette de komşuluk ilişkileri önemlidir. Bu hususta da insaf sınırı asla aşılmamalıdır.</p>
<p>Modern dünyada binalar büyüdü, ortak yaşam alanları değişti. Çok fazla ailenin bir bina ya da site içinde yaşıyor olması komşuluk ilişkilerini daha da hassas hale getirdi. Komşularımızı rahatsız eden her türlü hareket ve gürültü zulümdür.</p>
<p>Yine bize önemsiz gelse de aracımızı park ederken bir diğerini engelliyorsak, vakitli vakitsiz apartman içinde gürültü yapıp insanların huzurunu bozuyorsak, çöplerimizi insanları rahatsız edecek yerlere atıyorsak, balkonlarımızdan alttakilerin tepesine halı kilim silkeliyorsak, rastgele çöp atıp etrafı kirletiyorsak zulmediyoruz demektir. Aslında sadece evde değil; araba kullanırken, toplu taşıma araçlarında seyahat ederken, kaldırımda yürürken, alışveriş yaparken de dikkat etmemiz ve insanların hakkına girmememiz gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Dilleri yok diye</span></p>
<p>Her türlü aşırılığın yasaklandığı dinimizde, hayvanlara eziyet etmek de bizzat Allah Rasulü s.a.v. tarafından yasaklanmıştır. Düşmanlarına bile lanet etmeyen Efendimiz s.a.v. bir eşeğe zulmedildiğini görünce lanet etmiştir. Bu konudaki rivayetler oldukça açık ve hükümler kesindir.</p>
<p>Abdullah ibn Abbas r.a. rivayet ediyor: Allah Rasulü yüzü dağlanmış bir eşek gördü ve “Allah bunu dağlayan kimseye lanet etsin” buyurdu. (Buharî).</p>
<p>Abdullah ibn Ömer r.a. rivayet ediyor: Allah Rasulü s.a.v. şöyle buyurdu: “Bir kediye işkence edip öldüren kadına azap olundu ve bu yüzden cehenneme girdi. O, kediyi hapsettiği zaman ona hiçbir şey yedirmemiş, içirmemiş ve yeryüzünde bulduğu haşereleri yemesine bile izin vermemişti.” (Buharî)</p>
<p>Yine Allah Rasulü s.a.v. kuşu hedef yapıp ok atanları, hayvanları eziyet ederek öldürenleri, karıncaları yakanları bunlardan men etmiştir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Devran zulümle dönmez</span></p>
<p>Büyük günahlar içinde insanları en çok felakete sürükleyeni zulümdür. Zira Allah Tealâ kendisine karşı yapılan isyanı affedebileceğini, kul hakkını ise helal ettirip gelmemizi buyuruyor. Allah Rasulü s.a.v.’in şu uyarısı meselenin ciddiyetini de göstermektedir. Efendimiz buyuruyor:</p>
<p>“Mazlumun bedduasından sakın. Çünkü o bir ateş kıvılcımı gibi semaya yükselir.” (Hâkim, Camiü’s-Sağîr)</p>
<p>Güçlü ya da zayıf, hemen herkes zulme maruz kalmakla birlikte, genelde kimsesiz, sahipsiz, biçare kimseler zulme uğruyor. Zulmün onlar üzerindeki tesiri daha can acıtıcı oluyor. Allah Tealâ zalimlerini sevmediğini, (Bakara, 57) zalim bir toplumu hidayete erdirmeyeceğini, (Bakara, 258) kıyamet gününde onların yar ve yardımcısının olmayacağını (Âl-i İmrân) açıkça buyurmuştur. Bir müslümanın temel karakteri ve hedefi daima adalet üzere olmaktır. Adalet işlerin maddi ve manevi olarak yolunda gitmesini sağlayan tek unsurdur. Zulüm geçici bir sistem kurabilir fakat asla devamlı olmaz. Zulmün yaygın olduğu bir ortamda her çeşit fitne ve fesat da yaygın olur. Haksızlıklar artar, rüşvet çoğalır, hırsızlık yaygınlaşır, hukuk sistemi doğru işlemez. Hukuk işlemediği için insanlar gayrı meşru yollara yönelirler. Aslında İslâm’ın zulüm konusunda gösterdiği hassasiyet de işte bu noktada önem kazanır. Zira müslüman kişi hayatı bir bütün olarak düşünür ve en küçüğünden en büyüğüne zulmün her türlüsünden sakınır.<br />
</strong></span><span style="color: #ff0000;"><strong><br />
Daima mazlumun yanında</strong></span><span style="color: #808000;"><strong></p>
<p>Müslüman zulmetmeyeceği gibi, zulme engel olmayı da kendi onuru sayar, zulme uğrayana sahip çıkar. İnsanların zulme uğradığı bir ortamda imkanı varken zulme karşı çıkmayan kimse zulme ortak olmuş sayılır. Müslüman doğruyu söylemekten geri durmaz, hak olanı savunmaktan çekinmez. Nitekim Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. bir gün buyurdu ki:</p>
<p>– Kardeşine zalimken de mazlum iken de yardım et.</p>
<p>Sahabiler:</p>
<p>– Ya Rasulallah, mazlum kişiye yardım edebiliriz. Fakat zalime nasıl yardım ederiz, diye sordular. Buyurdu ki:</p>
<p>-Onu zulümden alıkoyarsın, bu da ona yardımdır.” (Buhârî)</p>
<p>Allah Rasulü s.a.v.’in bir sefer esnasında yaptığı şu konuşmayla bitirelim:</p>
<p>“Zandan, sebepsiz ithamda bulunmaktan sakınınız. Çünkü zan sözlerin en yalanıdır. Birbirlerinizin ayıplarını görmeye ve duymaya çalışmayınız. Karşılıklı çekişmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Buğz etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Allah kullarına nasıl emretmişse öyle kardeş olunuz.</p>
<p>Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu hor görmez.</p>
<p>Takva, (kalbine işaret ederek) işte buradadır. Takva işte buradadır.</p>
<p>Kişiye şer olarak müslüman kardeşini hor görmesi yeter. Her müslümanın diğer müslümana karşı ırzı ve malı haramdır. Muhakkak Allah sizin şeklinize ve bedenlerinize bakmaz. Bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Buharî; Müslim)</strong></span><strong><br />
</strong>kaynak:semerkanddergisi</p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=480" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=480&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/zulum-ne-yap-ne-razi-ol-semerkand-dergisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hak Yolun Kılavuzları</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/hak-yolun-kilavuzlari.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/hak-yolun-kilavuzlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 11:37:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[hakyolu kılavuzları]]></category>
		<category><![CDATA[islam kılavuzu]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand dergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=409</guid>
		<description><![CDATA[Allah Tealâ, rızasına giden yolu bizlere bildirmiş ve dinini tamamlamıştır. Dinin hükümleri açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Geriye bu yüce dini yaşayarak olgunlaşmak, güzel ahlâkı hakim kılarak insan onuruna yaraşır bir hayat inşa etmek kalmıştır. Dinimiz her yönüyle tam ve eksiksizdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><strong><em>Allah Tealâ, rızasına giden yolu bizlere bildirmiş ve dinini tamamlamıştır. Dinin hükümleri açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Geriye bu yüce dini yaşayarak olgunlaşmak, güzel ahlâkı hakim kılarak insan onuruna yaraşır bir hayat inşa etmek kalmıştır. Dinimiz her yönüyle tam ve eksiksizdir.</p>
<p>Dinimizin mükemmelliğine rağmen bizlerin yanlış mecralarda ömür tüketmesi nefsimizin kötülüğe meyilli olmasından kaynaklanıyor. Kötülüğe olan meylimiz dini yaşamakla elde edilecek büyük faydaya ulaşmamızı engelliyor. O halde nefsin terbiye edilmesi, kötülüğe meylin giderilmesi gerekiyor.</p>
<p>Evet; dinimizde hiçbir eksiklik yoktur. Ayetler, hadisler tamam. Mealler, tefsirler çeşit çeşit. Fıkıh hazır, hükümler, kitaplar hazır. Ama insan dine uymazsa ne faydası olur. Çünkü kitaplar insanın elinden tutup hayra götürmez. Namaz bahsini yüz kitap yazacak kadar bilsek bile namaz kılmadıktan sonra ne faydası olacak.</p>
<p>Allah’ı gerçekten bilmek, sabahlara kadar süren ilahiyat tartışmalarıyla değil, O’nun emirlerine uymakla olur. Tamam, iman bahsi açısından Allah’ı bilmek ayrı, emirlerine uymak ayrıdır. İman yönüyle Allah’ı bildim diyen mümindir, müslümandır. Ama Allah’ı bildim, anladım diyenin samimiyeti ve olgunluğu emir ve yasaklara ne ölçüde uyduğuna bağlıdır.</p>
<p>Allah’a muhabbet ve itaat, nefsin ıslahı ile olur. Islah ve terbiye olmayan, ne kadar bilgili olursa olsun, Allah’ın emirlerine uymakta noksan kalır.</p>
<p>Ebu’l-Hasan en-Nedvî hazretleri “Dini yenileme, ihya, İslâm’da yüksek bir makamdır. Hazret-i Peygamber’den sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Bu bakımdan Allah Tealâ, dini yenileme işini peygamber vârisi olan kâmil insanlara bırakır.” demiştir.</p>
<p>Dini yenilemek nedir? Esasen din yenilenmez, fakat zamanla içerisine katılan bidatlar, bozuk inançlar, ayet, hadis ve fıkıhtaki yanlış anlaşılmalar düzeltilir. Yani İslâm’ı bozmaya çalışan kötü fikir ve yanlış inançların temizlenmesi dini yenilemek olur. Bunun için İmam Rabbanî hazretleri “Müceddid, ümmete gelen bütün feyz ve varidatın onun sayesinde geldiği kimsedir.” buyurmuştur. Allah Tealâ peygamberleri ve salih kulları, kendisine yeryüzünde halife seçip, zatına ayna, emir ve muradına aşina yaparak kullarının önüne bir delil olarak koymuştur. Böylece onları cehaletten ve sapmaktan kurtarmıştır. Kur’an’da “Andolsun ki içlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmran, 164) buyurması bu sebepledir.</p>
<p>Kusurlarından dolayı Allah’ın feyzini kabul etmeyen kalp sahiplerine bu kâmil insanlar gönderilmiştir ki, nefsleri terbiye olup kusurlarını bilsinler ve tevbe etsinler.</p>
<p>Günah Allah’ı unutmaya sebep olurken, tevbe Allah’ı bilmeye ve O’na yaklaşmaya sebep olur. Peygamber mirasçısı kâmil insanların işi de insanların günahları terk edip tevbeye yönelmelerine ve İslâm’ı doğru bir şekilde yaşamalarına sebep olmaktır.</em></strong></span><strong><em></em></strong><em></em></p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=409" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=409&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/hak-yolun-kilavuzlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslami Hayat Nedir Ve Nasıl Yaşanır?</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/islami-hayat-nedir-ve-nasil-yasanir.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/islami-hayat-nedir-ve-nasil-yasanir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 15:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[islam ve yaşantimiz]]></category>
		<category><![CDATA[islam yaşantimizin neresinde]]></category>
		<category><![CDATA[iSLAMi HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[islami hayat nasil yaşanir]]></category>
		<category><![CDATA[islami hayat nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=246</guid>
		<description><![CDATA[İslâm, iman ve yaşantı bütünlüğünü gerektirir.

Müslümanlığı sadece bir kimlik, bir etiket olarak taşımak, İslâm’ın insan üzerindeki gayesini gerçekleştirmeye yetmez.

Hz. Peygamber s.a.v., “İman temenni ve süs değil, kalbe yerleşmiş ve yapıp edilenlerle doğrulanmış olandır.” buyuruyor.

Müslümanın imanını ispat eden yaşama biçimine “İslâmî hayat” denilir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm, iman ve yaşantı bütünlüğünü gerektirir.</p>
<p>Müslümanlığı sadece bir kimlik, bir etiket olarak taşımak, İslâm’ın insan üzerindeki gayesini gerçekleştirmeye yetmez.</p>
<p>Hz. Peygamber s.a.v., “İman temenni ve süs değil, kalbe yerleşmiş ve yapıp edilenlerle doğrulanmış olandır.” buyuruyor.</p>
<p>Müslümanın imanını ispat eden yaşama biçimine “İslâmî hayat” denilir.</p>
<p>İslâmî hayat herkesin kendi düşünce ve yorumuna göre şekillenen soyut, anlaşılması ve uygulanması uzmanlık isteyen bir tarz değildir.</p>
<p>Aksine son derece net, açık ve kolaydır. Çünkü İslâm din-i mübin’dir. Yani apaçık, gizlisi saklısı olmayan, herkesin kolayca yürüyebileceği bir yol.</p>
<p>Gelin, İslâmî hayatın ne üzerine ve nasıl inşa edileceğini bir kez daha hatırlayalım.</p>
<p>Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed s.a.v.’in son peygamber olduğuna ve ahiret gününe inanan her insan müslümandır. Müslüman, tek gerçek hüküm sahibinin Allah olduğunu bilir. O peygamberler göndererek insanlığı uyarmış, doğru yolu göstermiştir. Müslüman bu gerçeği tasdik etmiş, tanık olmuştur. Artık bu gerçeğe göre kendini ve hayatını inşa etme sorumluluğu başlamıştır. </p>
<p>Dünya hayatı bitip Allah’ın insanlarla hesaplaşacağı gün gelmeden hazırlanmak gerekir. Her şeyin başında, Allah ve Rasulü nasıl bildirdi ise o haliyle İslâm dinini öğrenmek ve yaşamak gelir. Kendi görüş ve düşüncelerimize göre dinî anlayış geliştirmek, bir yol çizmek yanlış ve geçersizdir. Din, Allah’tan geldiği gibi kabul edilir. </p>
<p>Dünya ve ahiret hayatının hakikatine dair tek gerçek bilgi kaynağı İslâm’dır. Bu bilgi dünyayı, ahireti, canlı ve cansız her varlığı yaratan Allah’tan gelmektedir. Allah, aklın kavrayabildiği ve kavrayamadığı hikmetlere bağlı olarak her yarattığına istediği şekli vermiş, hayatını belirlemiştir. Onlar üzerinde istediği gibi etki ve tasarruf sahibi olan da O’dur.</p>
<p>Dünya hayatını İslâm’ın prensiplerine göre yaşamanın en doğru yol olduğunu biliriz. Allah’a güvenir ve O’na teslim oluruz. Asıl beklentimiz, ümidimiz ahirette Allah’ın rahmetiyle karşılanmaktır. Bu hal müslümanı güven ve huzur içinde yaşatır. Kendisi güvenli, huzurludur ve çevresine de güven ve huzur verir. </p>
<p>Bu nedenle dünyanın müslümanın varlığına ihtiyacı vardır. Müslüman, İslâm’ın emrettiği gibi yaşayarak bütün mahlukatın haklarını gözetir. Onların yok olmasını, bozulmasını engeller.</p>
<p>Allah Tealâ, alemi bir bütünlük içerisinde yaratmıştır. Alemdeki her bir unsur diğerine bağlıdır. İyi veya kötü haliyle diğerini etkiler. İnsan da müslüman olarak yaratılarak ilâhi düzendeki yerini almıştır. Yaratılışından uzaklaşması, içinde bulunduğu aleme yabancılaşması demektir. Bu hal zarar görmesine yol açar. Çevresine de zarar vermeye başlar. İslâm bu yabancılaşmanın, hakikatten uzaklaşmanın önüne geçmek için kurallar koyar. Yapılacakları ve yapılmayacakları belirler. Böylece hayat için güvenli bir alan oluşturur.</p>
<p>İlmihaller ve İslâm prensipleri </p>
<p>İlmihal kitaplarımız, her seviyeden müslümanın kolaylıkla anlayabileceği bir üslupla dinin kurallarını, Allah’ın emir ve yasaklarını bir araya toplamıştır. Bu yazıya da kaynaklık eden merhum alimimiz Ömer Nasuhi Bilmen’in “Büyük İslâm İlmihali” buna bir örnektir. Bir müslümanın nasıl yaşaması gerektiğine dair temel prensipler, görevler bu ilmihalde kolaylıkla bulunabilir. </p>
<p>Müslüman, görevleri olan insandır. Sorumlulukları, yapması ve sakınması gerekenler vardır. Bu görevlerin kimileri zorunludur. Bunlar Allah Tealâ’nın mutlaka yapılmasını veya yapılmamasını emrettiği şeylerdir. Mesela namaz, zekât, oruç, hac yapılmasını emrettiği görevlerdir. Yalan söylemek, çalmak, haksız yere kan dökmek gibi işlerin de kesinlikle yapılmamasını emreder. </p>
<p>Müslümanın kimi görevleri de yapılması hoş görülüp tavsiye edilen işlerdir. Bu tavsiyelere uymak, dinen zorunlu olmamakla birlikte kişinin ahlâkî olgunluğunu gösterir, sevap kazandırır. Başta Yüce Rabbinin olmak üzere herkesin takdirine, övgüsüne sebep olur. Yapılmaması bir noksan, eksiklik olmakla birlikte bir sorguyu ve azabı gerektirmez. Nafile kılınan namazlar, fakirlere ve düşkünlere yardım, cömertlik, güzel ve kibar davranışlar gibi&#8230;</p>
<p>Dinen zorunlu olan görevler, dinimizin ibadetler bahsinde ele alınır. Diğer görevler ise ahlâk bahsine aittir.</p>
<p>İslâm ahlâkı kişilerin kendi anlayışlarına, zevk ve çıkarlarına, devirlerin modasına bağlı değildir. Kaynağı vahiydir, ilâhi bir mana taşır. Bu sebeple insanların manevi ihtiyaçlarını karşılar, tatmin duygusu verir, yükselme ve olgunlaşmayı sağlar.</p>
<p>Fazilet ve hikmet dini olan İslâm sayesinde müslüman kişi yüksek bir ahlâk anlayışına sahiptir. Artık müslümanlığının ispatı bakımından bu anlayışla yaşaması beklenir. Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz: “Ben  iyi ve güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuşlardır. Onun ümmetinin işi de bu ahlâkı devam ettirmektir.<br />
Peygamberinin tebliğ ettiği din üzere olan müslümanın kötü bir ahlâkla ömrünü tüketmesi beklenemez. O, kendisine öğretilen ahlâkın faziletini, yüceliğini hissederek Efendimiz’in izini takip eder.</p>
<p>Her bir insan, kötü ahlâkını değiştirip bu yüce ahlâka sahip olabilir. Efendimiz s.a.v.: “Ahlâkınızı güzelleştirin” diye emir ve tavsiye buyurmuştur. Dinen hoş görülmeyen hal ve istekleriyle mücadele eden çok kimsenin güzel bir ahlâk, iyi huylar kazandıkları görülmektedir. Buna “nefs terbiyesi” denilir ve her kişi bununla yükümlüdür. Bu terbiye sayesinde müslümanlar her çeşit görevlerini kolaylıkla yerine getirirler. </p>
<p>Müslümanın 4 Görev Alanı</p>
<p>Müslümanların görevleri esas olarak dörde ayrılır:</p>
<p>• Allah Tealâ’ya karşı olan görevler,<br />
• Kişinin kendisine karşı görevleri,<br />
• Aileye karşı görevler,<br />
• Topluma karşı görevler.</p>
<p>Allah’a karşı görevler</p>
<p>Her akıl sahibi ve ergenlik çağına ermiş kimse, Allah Tealâ hazretlerini bilip yalnız O’na kulluk etmekle sorumludur. Bu kulluk, bir insan için en büyük nimet ve şereftir. Ancak Allah’a kulluk eden insan huzur bulur. Evladın anne babasını, kardeşin kardeşini, arkadaşın arkadaşını bilmesi gerektiği gibi, insan da en doğal hali olan kulluğunu bilmelidir. Aksi halde Rabbini unutur, karanlıkta kalır. Dünya hayatını bir hiç olarak yaşar. Ebedi olan ahiret hayatı ise azaba döner.</p>
<p>Allah’ın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, mübarek emir ve yasaklarını bilir ve doğrularız. Bu bizim inancımızı gösterir. Sonra da namaz, zekât, oruç, hac gibi yükümlü bulunduğumuz ibadetleri seve seve yerine getiririz. Bunlardan feyz alır, büyük zevk duyarız.</p>
<p>İslâm yurdunu koruma ve savunma da Rabbimize karşı görevlerimizdendir. Dine ve İslâm yurduna hizmet, bir müslüman için çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur: “Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin.”</p>
<p>Kişinin kendi nefsi ile mücadelesi de bir cihaddır. Bundan dolayı önemli ilâhi bir görevdir. İslâm’ın verdiği bir terbiye içerisinde nefsini koruyan kimse,  hem kendisine hem İslâm yurduna gereği gibi hizmet eder. Yüksek fedakârlıklar yüksek bir İslâm terbiyesi sayesinde meydana gelir.</p>
<p>Kişinin kendisine karşı görevleri</p>
<p>İnsanların kendilerine karşı da görevleri vardır. Bu görevlerin bir kısmı bedenlerine bir kısmı ruhlarına yöneliktir.<br />
Her müslüman için temiz ve pak olmak, güçlü bir bedene sahip olmak gereklidir. Bedenimiz, Allah’ın bir nimetidir. Yaratılış şekliyle O’nun harikalarından biridir. Her yönüyle insana hizmet eden bu bedene, bağımıza bahçemize, evimize arabamıza gösterdiğimiz özen gibi özen göstermeliyiz. Güçlü ve sağlıklı olmasına gayret etmeliyiz.<br />
Sağlığa zarar verecek yiyeceklerden, içeceklerden ve davranışlardan kaçınmak, hastalık halinde de tedaviye dikkat etmek gerekir.</p>
<p>İslâm’da içki haramdır. Herhangi bir organı kesin bir lüzumu yokken kesmek haramdır. İntihar denilen cinayet haramdır. Çünkü bunları yapmak Allah’ın insana ikram ettiği hayata suikast demektir.</p>
<p>Geceli gündüzlü aç durmak, helal şeylerden büsbütün nefsini kesmek gibi riyazetler de caiz değildir. İslâm’da toplumdan ayrılıp yalnız başına ibadetle meşgul olmak anlamındaki ruhbaniyet yoktur. Dinimizin emrettiği ibadet ve riyazetler orta bir halde olup, hayatın zevkini, mutluluğunu engellemez. </p>
<p>İnsan sağlam bir iradeye sahip olmalıdır. Yararlı şeyleri öğrenip yapmalı, yararsız şeyleri de terk etmelidir. Başkalarının hatalı davranışlarına özenmemelidir. Hakkın, doğrunun yanında olmalıdır. Her ne sebeple olursa olsun haksızlığın, zulmün, eziyetin yanında olmamalıdır. Kötü ve zararlı olan herhangi bir şeyi kıymetlendirmeye çalışmamalıdır.</p>
<p>Aklı ve zihni ilimle irfanla aydınlatmak, kalpte yararlı ve yüksek duyguları uyandırmak gerekir. İslâm’da ilim ve marifet kazanmak pek önemli bir görevdir. İnsan akıllıca yaşamalı ve daima gerçeğin peşinde olmalıdır. Bir hadis-i şerifte: “İnsanın dayanacağı şey aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur.” buyurulmuştur.</p>
<p>Aileye karşı görevler</p>
<p>İslâm’da evlilik ve aile kurmaya önem verilmiştir. Aile içerisindeki fertlere de karşılıklı görevler düşmektedir.<br />
Erkeğin başlıca görevi eşiyle güzel geçinmek, onu korumak, geçim ihtiyaçlarını karşılamak ve ailesine bağlı kalmaktır. Efendimiz s.a.v.: “Kadınlara ancak kerim olanlar ikram eder, kötü olanlar da ihanet eder.” buyurmuşlardır.<br />
Kadın ise, eşinin namus ve şerefini korumak, kanaatkâr olmak ve israftan kaçınmakla görevlidir. Eşinin dine uygun isteklerine itaat ederek mutlu bir evliliğe yardımcı olur.</p>
<p>Çocuklar da anne babalarına saygı gösterip sözlerini dinlerler. Kendilerinin hayatına sebep olan, yıllarca sevgi ve şefkatle korumuş olan anne ve babalarına karşı “öf” bile demezler. Anne babasına bakmayan, onların dine uygun emirlerini dinlemeyen, ihtiyaç zamanlarında yardımlarına koşmayan bir evlat, hayırlı bir evlat olmaz. İnsan olma şerefini kaybeder ve Allah Tealâ’nın azabını hak etmiş olur.</p>
<p>Anne babalar da, çocuklarını besleyip büyütür. Güzel ahlâk ile terbiye edip hayata hazırlarlar. Çocuklar arasında eşitsizliğe, haksızlığa yol açmazlar. Sakin, yumuşak davranışlarla terbiyelerine dikkat edip isyan etmelerine sebep olmazlar.</p>
<p>Kardeşlerin başlıca görevleri ise birbirlerini sevmek, birbirlerine saygı gösterip merhamet etmektir. Kardeşler arasındaki bağı korumak gerekir. Maddi bir çıkar sebebiyle kardeşler arasına bir husumetin girmesine izin vermemelidir.</p>
<p>Topluma karşı görevler</p>
<p>İnsanlar bir arada yaşar ve birbirlerine karşı görevlerini yerine getirirler. Bu olmadıkça toplum hayatı devam etmez. Düzenli, huzurlu bir hayatı elde etmek ve bunu sürdürmek güçleşir.</p>
<p>Her insan yaşama hakkına sahiptir. Kimsenin hayatına haksız yere son verilemez. Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmüşçesine büyük bir vebaldir. Bir insanın hayatını korumak ise bütün insanların hayatını korumuşçasına büyük bir iştir.</p>
<p>Bütün insanlar hür yaratılmıştır. Geçerli bir sebep olmadıkça tutsak edilemezler. Ancak hiçbir hürriyet de toplumun kötülüğüne kullanılmaz.</p>
<p>Her müslüman, bütün insanların hidayet ve mutluluğunu istemelidir. İslâm, bu ahlâka sahip olanlara büyük önem verir. Kötülüğe meyilli insanların hallerine de acır ve doğru yola girmelerine çalışır. </p>
<p>İnsanlar birbirlerini iyilikle ikaz etmeye ve hallerini düzeltmeye çalışırlar. Bu gayret hiçbir zaman başkasının vicdanını baskı altına alma noktasına gitmez. Herkes kendi vicdanının hesabını Allah’a verecektir. Fakat kimsenin başka insanlara zarar vermesine de izin verilmez.</p>
<p>Herkesin namus ve şerefinin korunması gerekir. Bunun aksine bir davranış, gıybet, iftira, alay etme, sövme kesinlikle haramdır. Kendi namus ve şereflerine saygısı olanlar, başkalarının da namus ve şereflerini korurlar.  </p>
<p>İslâm, kişilerin mülküne saldırıyı, hırsızlığı ve gaspı da yasaklamıştır. Başkalarının malına göz dikmek hoş karşılanmaz. Herkes Allah’ın taksimine saygı gösterir ve meşru yoldan kendi kazancını elde etmeye çalışır. </p>
<p>Sevgi ve saygı kurallarına uygun  ilişkiler, içinde yaşadığımız toplumu güven ve huzur toplumu haline getirir. Böyle bir toplumu elde etmek için herkes üzerine düşeni sabır ve akılla yerine getirmelidir. İyi davranışların karşılığını görememe ümitsizliğine kapılıp bu hal terk edilmez.</p>
<p>İnsanların eziyetlerine katlanıp eziyet etmemek gerekir. Başkalarının kusurlarını görmeyip dost edinmelidir. Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacı olanlara destek olmalı, her insana saygıdeğer bir varlık olduğu hissettirilmelidir.</p>
<p>Şunu unutmamalıyız ki, İslâm olmak hiçbirimizin kendi kazancı değildir. Bize lütfedilen İslâm nimetine karşı en büyük teşekkürümüz de, Allah Tealâ’nın bizden istediği gibi bir müslüman olarak yaşamaktır.</p>
<p>Her müslümanda bulunması gereken ahlâkî özellikler</p>
<p>Müslüman Allah’tan korkarak haram ve şüpheli şeylerden uzak durur. Her işinde doğruluk ve adalet üzere olup, verdiği sözü tutar. Emanete sahip çıkar, hainlik etmez.</p>
<p>Söz ve davranışlarında edepli, güzel bir terbiye ile hareket eder.</p>
<p>Gösteriş, riyakârlık yapmaz. İyi niyet ve saf bir kalple başladığı işlerine, Allah Tealâ’nın rızasından başka bir karşılık beklemez. Maddi bir çıkar, insanların pohpohlaması, bir terfi, makam elde etme gibi sebeplerle niyetini çirkinleştirmez.</p>
<p>İyilik etmeyi sever. Bağışlayıcı davranıp ihsan eder.</p>
<p>İçinde yaşadığı toplumun huzuru, selameti için üzerine düşeni yapar. Büyüklerine, tecrübe sahiplerine, amirlerine saygı gösterir. Kendinden küçüklere yol gösterici, yardımcı olur. </p>
<p>İnsanlarla ilişkilerini, onlara karşı söz ve davranışlarını öfkeden, tahammülsüzlükten arındırır. Acele etmez. İlişkilerinin bir gurur mücadelesine dönüşmesine izin vermez.</p>
<p>Yumuşak huylu ve güleryüzlüdür. Çatık kaş ve kibirle davranmaz. İçinde bulunduğu ortamı yaşanılmaz hale getirmez.</p>
<p>Sükûnet ve temkinle davranır. Kendi üzerine düşeni güzelce yapıp, sonrasını Allah Tealâ’nın takdirine bırakır. O’nun takdirine rıza gösterir.</p>
<p>Her canlı ve cansız varlığa Allah Tealâ’nın bir eseri, sanatı olması hürmetine saygı duyar. Kıymet verir. Fakat kulları içerisinde Allah Tealâ’ya karşı isyankâr olanlardan uzak durup, dostlarına yakın olur.</p>
<p>Herhangi bir şeyi uğursuz saymaz. Kötüye yormaz. Aksine her işten bir hayır çıkacağını düşünüp ümitli olur. Sözlerinde de iyimserlik, güven hakimdir.</p>
<p>Zorluğu görünce yılmaz. Yaratılışının her zorluğa dayanıklı olduğunu bilir. Sabırlı davranışla bütün sıkıntıları aşar.<br />
Gereğinden fazla konuşmaz. Dinlemesini bilir. Gerçeği, hakkı gizlemez. Mümin kardeşleriyle arasında muhabbet, sevgi oluşması için sohbet edebine dikkat eder.</p>
<p>Kutsal değerleri, namus ve şerefi el üstünde tutar. Çirkin, kötü işlerden utanır. İnsanların kusurlarını örter. Görmezlikten gelir. Yalnız kendi kusurlarını görmeye ve onları iyileştirmeye çalışır.</p>
<p>Başkalarının kendisine yaptığı iyilikleri unutmaz. Minnettar olur. Teşekkür eder. Söz ve davranışlarında incelik ve kibarlık görülür.</p>
<p>Bilgisi, becerisi her ne ise onu en güzel bir şekilde ortaya koyar. Olduğundan fazla görünmeye çalışmaz. Üstünlük elde etmeye ihtiyaç duymaz. Övünmez, kendini büyük görmez.</p>
<p>Dost olur, yardımcı olur. Kadirşinastır, kıymet bilir. Şefkatlidir. Acır, merhamet eder. Vefalıdır. Verdiği sözü tutar, yerine getirir.</p>
<p>Varlığıyla, her söz ve davranışıyla iyiliğe, hayra sebep olur. Bunun aksinin olmamasına çok dikkat eder.</p>
<p>Müslüman, yaşadığı her anda Allah’ın yanında olduğunu bilir. O’nu anar. O’nunla birlikte yaşar. O’nun sevgisini, yakınlığını elde etmeye çalışır.     </p>
<p>Her müslümanda bulunması gereken bu özellikler, büyük İslâm ahlâkını oluşturur. Bu ahlâk, her türlü aşırılıktan arınmış dengeli bir ahlâktır. Müslüman, akıl ve hikmetle doğruyu bilip bu ahlâkı edinir. İyi ve kötü ahlâkı birbirinden ayırt edebilir.</p>
<p>Biraz gayretle güzel ahlâkı edinmek, dine sıkıca yapışmak ve Allah ve Rasulü ne istiyorsa onu yapmak&#8230; Bu prensiplere göre yaşanan bir hayat İslâmî hayattır. Yerin ve göğün sakinleri bu hayatın sahibine dua ederler. Dünya ona minnetkâr olur. Ve inşallah “itminana ermiş, Rabbi ondan, o Rabbinden razı olarak O’na döner. Seçkin kullar arasına girer. Cennete girer.”</p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=246" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=246&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/islami-hayat-nedir-ve-nasil-yasanir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kötü Ahlakla İyi Müslümanlık Mümkün mü?</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/kotu-ahlakla-iyi-muslumanlik-mumkun-mu.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/kotu-ahlakla-iyi-muslumanlik-mumkun-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2010 20:49:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[iyi muslumanlik]]></category>
		<category><![CDATA[kötü ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[Kötü Ahlakla İyi Müslümanlık]]></category>
		<category><![CDATA[semerkand dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[semerkant]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Müslümanlığımız önce hal ve gidişimizden bellidir. Yani insanlara karşı ne yaptığımız, nasıl davrandığımız. Dürüst ve güvenilir miyiz, menfaate göre dümen kırmak yerine yolumuzu ilkelerimiz mi belirler, sözümüzde durur, ahde vefa gösterir miyiz? Müslümanlığımız aklâkımızdan bellidir. Şimdi, yaşadığımız bu değişimler çağında müslüman ahlâkının da değişime uğradığından şikayet eder olduk. Dindarlığı sadece bir kimlik olarak taşıyan, hal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/01/ahlak5hz1.jpg" rel="nofollow"><img src="http://www.islamdenizi.net/wp-content/uploads/2010/01/ahlak5hz1.jpg" alt="" title="AHLAK" width="220" height="220" class="alignnone size-full wp-image-107" /></a><br />
Müslümanlığımız önce hal ve gidişimizden bellidir. Yani insanlara karşı ne yaptığımız, nasıl davrandığımız. Dürüst ve güvenilir miyiz, menfaate göre dümen kırmak yerine yolumuzu ilkelerimiz mi belirler, sözümüzde durur, ahde vefa gösterir miyiz? Müslümanlığımız aklâkımızdan bellidir.</p>
<p>Şimdi, yaşadığımız bu değişimler çağında müslüman ahlâkının da değişime uğradığından şikayet eder olduk. Dindarlığı sadece bir kimlik olarak taşıyan, hal hareketini, dükkânını ticaretini kişisel istek ve çıkar neyi gerektiriyorsa ona göre yürüten, hakkı hukuku gözardı eden müslüman modeli yaygınlaşıyor.</p>
<p>Unutmamak lazım, ahlâkımızın değişimi müslümanlığımızın değişimidir.</p>
<p>İslâm dünyası, kendisine hayat modeli olarak Batı’yı seçtiği, Batılılaşmaya azmettiği zamandan bu yana derin bir kimlik krizinin içine yuvarlanmış bulunuyor.</p>
<p>Bu süreçte en son ve en ekmel din olan İslâm’ı, ferdî ve toplumsal sahada gereği gibi idrak edip yaşama olgunluğu bakımından evvelki nesillerle aramızdaki makas hayli açılmış bulunuyor.</p>
<p>Oysa eski devirlere göre daha müreffeh yaşıyoruz. Her yeni yıl bize daha fazla maddî/dünyevî avantajlar getiriyor. Modern teknolojinin ve eğitim sisteminin sunduğu imkanlar sayesinde eskilere oranla çok daha fazla bilgiye, çok kısa sürelerde ulaşabiliyoruz. Her yeni nesil teknolojik alet-edevatla daha bir hız ve ustalıkla bütünleşiyor. Bunun adına “gelişme” diyorlar.</p>
<p>Fakat madalyonun öbür yüzünü çevirdiğimizde sarsıcı bir gerçekle yüz yüze geliyoruz. Bütün bu maddî/dünyevî imkanlar, dindarlığımızı, takvamızı, ahlâkımızı, kişisel ve toplumsal sorumlulukları yerine getirme hassasiyetimizi artırmadı.</p>
<p>Belki ibadetlerimizi aksatmıyoruz, hatta belki nafile ibadetlere, zikir ve virde devam edenlerimizin sayısı hayli fazla. Ama sorumluluk sahamızda bulunan insanlarla, bir şekilde temas ettiğimiz kişilerle ilişkimiz, yani ahlâkımız alarm veriyor!</p>
<p>Dünyevî ahlâk ya da ahlâksızlaşma</p>
<p>Adı konulmamış bir sekülerleşme/dünyevîleşme hali yaşıyoruz müslüman toplumlar olarak. Kapı komşumuzun ahvalinden habersiz yaşamak bizi rahatsız etmiyorsa, bir yolculuk esnasında yanımızdaki insanla birbirimize değmemek için çaba harcıyorsak, telefondaki sesin tonundan “Acaba bir şey mi isteyecek?” diye tahmin yapıp kapıları kapatma moduna geçiyorsak, çabamız emeğimiz sadece kendi refahımıza yönelikse ve infak ahlâkından uzaklaştıysak&#8230;</p>
<p>Evet bütün bu ve benzeri davranışlar günlük hayatımızın bir parçası oluvermişse, kalbimizi acilen yoklamanın vaktidir!</p>
<p>Yasak savma vicdan rahatlatma</p>
<p>Fakat bu iç muhasebeyi yaparken kendimizi kandırmamamız lazım. Yolda karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir engelliye yardım elini uzatmak, işin “gösteriş” boyutunu aşabilmişsek eğer, “anlık” ve –itiraf edelim– biraz da “rahatlatan” bir etki bırakır üstümüzde. Sonra daha bir enerjiyle döneriz kendi dünyamıza.</p>
<p>Dünyanın çeşitli yerlerinde haksızlığa, zulme, kıyıma uğramış insanların haberlerini izleyince, okuyunca tepki gösterir, hatta belki bunun için yapılan gösterilere katılırız. İslâmî hassasiyetimizi kaybetmediğimiz duygusunu pekiştirmiş oluruz içimizde böylece.</p>
<p>Evlad u ıyalinin geçimini en güzel şekilde temin etmek, onları başkasının eline bakar durumda bırakmamak her ebeveynin en tabii görevidir. Yani fazladan bir meziyet değil. Bizse bunu İslâmî görevlerini tam olarak yerine getirmek olarak anlar ve “bireysel müslümanlığımıza” giderek daha fazla tutunuruz.</p>
<p>Çalıştığımız işyerinde yükselmenin biricik yolunun “ehliyet ve liyakat” olduğunu unutarak torpile, kulise, tavassuta başvurmak ya da “ne yapalım, işler böyle yürüyor” düşüncesiyle sessiz kalarak adaletsizliklerin devamına katkıda bulunuruz, sonra kendi vazifemizi yapmakla avunuruz.</p>
<p>Oysa ahlâk sahibi olmak, hele de “ahlâk-ı hamide” sahibi olmak anlık vicdan rahatlatmalardan, yanlışı kendi içinde normalleştirip öylece yoluna devam etmekten çok daha fazlasıdır. Bu tarz avunmalar ahlâka değil, olsa olsa ahlâk zafiyetine işaret eder. Unutmamak lazım, “din güzel ahlâktır.”</p>
<p>Savrulmanın kaynağı</p>
<p>Bütün bunların ve benzeri davranış ve algı biçimlerinin aslında bizim din anlayışımızdaki bir kırılmadan kaynaklandığını fark etmek durumundayız. Hayatı şu veya bu oranda bizim dışımızda oluşmuş, yerleşmiş bakış açılarıyla algılayıp yaşamaya başladığımızda bu türden savrulmalar kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İş ortamlarında, ticaret ve alışveriş ilişkilerinde ve hayatın diğer alanlarında dinden kopuk/bağımsız bir hayat yaşamanın mümkün olduğu şeklindeki düşünce bize ait değildir. Bu kapitalist/pozitivist hayat tarzının benimsenmesiyle ortaya çıkmış hastalıklı bir hayat algısının sonucudur.</p>
<p>Batılı toplumlarda, bilhassa Protestanlığın hakim olduğu ülkelerde yaşandı önce bu savrulma. Zira protestanlık, insanlara şunu öğütlüyordu: Manastırlara kapanıp kendini ayine vermek suretiyle iyi hıristiyan olunacağı düşüncesi artık devrini kapatmıştır. Şimdi iyi hıristiyan çok çalışan, çok üreten, rekabet eden hristiyandır. Kim cennette en iyi yere sahip olmak istiyorsa, hayatın içine girsin, rekabet etsin, başarılı olsun.</p>
<p>Evet, protestanlığın hristiyan topluma telkini buydu ve bu telkin kısa bir süre sonra “kapitalizm” dediğimiz canavara vücut verdi. Bencil, kendi menfaatlerinden başka bir şeyi önemsemeyen, hatta bunun için en yakınlarına dahi acımasız davranabilen insan tipi protestanlığın cennette en iyi yere sahip olmayı vaat ettiği insan tipidir.</p>
<p>Burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var: Protestanlığın doğurduğu kapitalist anlayış insanları maddeye öylesine bağımlı hale getirdi ki, kapitalistleşen toplum bir süre sonra protestanlığı dahi tanımaz hale geldi. İnsanlar kendi haz ve çıkarlarını din edindiler, kişisel istekler yani heva-yı nefs de bu “yeni din”in tanrısı oldu! Tam da Yüce Kitabımız’ın, “Hevasını ilâh edineni gördün mü…” (Furkan, 43) dediği durum yani.</p>
<p>Ahlâk-Din ilişkisi</p>
<p>Bu savrulmanın müslümanlığımız açısından ne ifade ettiği noktasında acil ve esaslı bir sorgulamaya ihtiyacımız bulunduğu açık. Aynı süreci neden biz de yaşamak zorundayız? Üstelik bunca dindarlık iddiasıyla birlikte&#8230; Bu müslümanlık algısının bizi kurtuluşa götürüp götürmeyeceğinin muhakemesi artık ertelenemez bir noktaya gelmiştir.</p>
<p>Rasul-i Ekrem Efendimiz s.a.v., “Ben ahlâk güzelliklerini tamamlamak üzere gönderildim.” (Muvatta) buyurmuştur. Bu, Efendimiz s.a.v.’in peygamberliğinin temel anlamını ifade etmesi bakımından son derece önemli bir hadis-i şeriftir. Efendimiz s.a.v., insanlara dinin temel mükellefiyetlerini öğretirken, şüphesiz sadece bireysel ibadetler üzerinde durmuyordu. Hatta O’nun, dürüstlük, yardım, ahde vefa gibi toplumsal görevlere yaptığı vurgunun, kişisel ibadetlere kıyasla hiç de az olmadığını görüyoruz.</p>
<p>Temizliğe riayet etmek, ibadetlerini aksatmamak, haramlardan uzak durmak&#8230; gibi hususlar ne kadar önemliyse, yalan söylememek, hangi durumda olursa olsun haktan ve haklıdan yana olmak, sözünde durmak&#8230; gibi hasletler de en az onlar kadar önemlidir.</p>
<p>Şimdi ise bu gibi hususların “imanın kemalinden” sayıldığı, daha doğrusu “olsa da olur, olmasa da” kabilinden şeyler olduğu şeklinde yaygın bir kanaat bulunduğu malum. Oysa Efendimiz s.a.v. bu gibi hususları ashabına –dolayısıyla bizlere– “imanın aslından” olarak öğretmiştir.  </p>
<p>Yüce Kitabımız’da, “Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin” (Mâide, 1) buyurulmuştur. Bu ayetteki emir, müminlere, hangi sahada ve kiminle olursa olsun, ahit yaptıkları, sözleştikleri zaman sözlerinin gereğini mutlaka yerine getirme sorumluluğu yüklemektedir. Bir kez söz verince artık kâr zarar hesabının kapandığını, sözün namus olduğunu hatırlıyor mu şimdi müslüman toplumlarımız.</p>
<p>Efendimiz s.a.v. şöyle buyurur: “Şu dört özellik kimde bulunursa münafık olur. Kimde bu özelliklerden birisi bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde münafıklık özelliklerinden birisi var demektir:</p>
<p>Konuştuğu zaman yalan söyler.</p>
<p>Söz verdiği zaman sözünde durmaz.</p>
<p>Birisiyle çekiştiğinde yalana başvurur.</p>
<p>Sözleşme yapınca ihanet eder.” (Bir başka rivayette buradaki son madde, “kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” şeklindedir.) (Buharî, Müslim)</p>
<p>Hadis-i şerife dikkatle bakınca, Efendimiz s.a.v.’in, saydığı o dört özellik her kimde bulunursa o kimse münafık olmuştur şeklinde kesin bir ifade kullandığı görülür. Dolayısıyla bu dört hastalığa yakalanmış bir kimsenin namazı, orucu, sair ibadetleri ve kişisel erdemleri kendisine iman safiyeti sağlayamamış demektir.</p>
<p>Büyük nifak küçük nifak</p>
<p>Yukarıdaki hadis-i şerif, “Kendisinde bu ahlâk düşüklükleri bulunan kimse, Kur’an ve Sünnet’te yerilen din düşmanı münafıklarla aynı safa mı düşmüştür?” şeklinde bir soruyu akla getirebilir.</p>
<p>Burada hemen belirtelim ki ulema, nifakın iki türlü olduğunu beyan etmiştir. Bunlardan birincisi “büyük nifak”tır ki, dinde iki yüzlülüğü, iman etmediği halde iman etmiş görünmeyi ve gizli din düşmanlığını ifade eder. (İbn Receb, Câmi’u’l-Ulûm ve’l-Hikem)</p>
<p>İkincisi ise imanında samimi olduğu halde münafıklara mahsus hastalıklara müptela olma durumudur. Yani böyle hastalıklara yakalanmış kimseler, o amellerinde münafıklara benzemektedirler. Bu durumdaki kişi, bir kısım işlerinde münafıklara mahsus davranışlar sergilemekle, o işlerinde imandan kaynaklanan bir safiyet ve samimiyet içinde bulunmadığını, bir kısım işlerine nifaktan bir parçanın karıştığını ortaya koymuş olur.</p>
<p>Alimlerin bu izahını, “nasıl olsa bu hastalıklar imanın özüne tesir etmiyormuş, dolayısıyla endişe etmek için bir sebep yok” diye düşünmek son derece tehlikelidir. Zira müslümanlık davamızın, özellikle başkalarının hakkına hukukuna giren konularda kırılmalar yaşadığı bu dönemde, dinimizin bu yönünün daha bir hassasiyetle yaşanması bize sadece toplumsal faydalar sağlamakla kalmaz. Bundan daha önemlisi, başkalarıyla ilişkilerimize taalluk eden hususlar, ahirette göreceğimiz karşılığın belirlenmesinde son derece önemli bir rol oynar.</p>
<p>Kalbimize ve amellerimize bakılacak</p>
<p>Efendimiz s.a.v.’in bu doğrultudaki sarsıcı ikazlarından birisi şöyledir:</p>
<p>“Allah Tealâ kıyamet günü şu üç kişi ile konuşmaz ve onların yüzüne bakmaz:</p>
<p>Verdiği sadakayı başa kakan,</p>
<p>Malını müşteriye yalan yere yemin ederek satan</p>
<p>Elbisesini kibirli kibirli sallayarak dolaşan.” (Müslim)</p>
<p>Bu hadis-i şerifte, kimselerin bilmediği, sadece Allah Tealâ’nın ve kendimizin bildiği en gizli hastalıklardan üçüne dikkatimiz çekiliyor.</p>
<p>Bize emanet edilen maldan Allah Tealâ’nın emri doğrultusunda muhtaçlara yaptığımız yardım, ahiret gününde aleyhimize işleyen bir delil oluyor. Malımızda sadece Allah Tealâ’nın ve bizim bildiğimiz bir kusur üzerine bina ettiğimiz bir cürüm, ahiret gününde bütün çirkinliğiyle önümüze çıkıyor. “Ben hak ettim, ben kazandım” edasıyla insanlara gösteriş yaptığımız varlık ve servet bizi ilâhi iltifattan mahrum ediyor!</p>
<p>Bu sebeple Efendimiz s.a.v., “Allah sizin mallarınıza ve dış görünüşlerinize bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim) buyurur.</p>
<p>Bu sebeple müslümanın “ahlâk zaafı” sayılan hususları kendinde barındırmamak gibi temel bir görevi vardır. Zira yerine getirmekle mükellef olduğumuz farzlar kişisel ibadetlerden ibaret değil. Başkalarıyla ilgili hükümler, emirler ve yasaklar arasında da farzlar, vacipler vardır.</p>
<p>Huluk-i azim</p>
<p>Kur’an’da Efendimiz’in “huluk-i azim” (büyük, sağlam bir ahlâk) üzere bulunduğu haber verilmiştir (Kalem, 4). Bu, Efendimiz s.a.v.’in ümmetine öğrettiği, emrettiği ve yasakladığı bütün hususlar kapsamında bizlere de tebliğ edilmiş bir durumdur. Yani Efendimiz s.a.v.’i “huluk-i azim” üzere tutan her ne varsa, yine bizzat Efendimiz s.a.v. tarafından bizlere ulaştırılmış, öğretilmiştir.</p>
<p>Bu durum, O’na layık ümmet olmanın yolunun, bu nebevî öğretilere tam olarak uymaktan geçtiğini göstermektedir.<br />
Söz gelimi Efendimiz s.a.v.:</p>
<p>“Birbirinizi kıskanmayın,<br />
Birbirinizin aleyhine fiyat kızıştırmayın,<br />
Birbirinize buğzetmeyin ve birbirinize sırt çevirmeyin.<br />
Biriniz başka birinin yaptığı alışveriş üzerine (o alışverişi bozarak) başka bir alışveriş yapmasın.<br />
Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!” (Müslim, Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur.</p>
<p>Bu hadis-i şerifte emredilen ahlâk bizde bir şuur ve tabii bir davranış haline gelene kadar müslümanlığımızın kıvamından emin olmamız mümkün değildir. Nasıl ki Sahabe-i Kiram yalan söylemek nedir bilmezdi, aynı hasletlerin bizim de ruhumuza sinmesi, kişiliğimizin bir parçası olması gerekir.</p>
<p>Şu hadis-i şerifte çizilen müslüman portresine bir bakınız:</p>
<p>“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona hıyanet etmez, yalan söylemez ve onu yüz üstü bırakmaz. Her müslümanın ırzı, malı ve kanı diğer müslümana haramdır. (Eliyle kalbini işaret ederek) takva şuradadır. Bir müslümana kötülük olarak kardeşini düşük görmesi yeter.” (Tirmizî)</p>
<p>Son devirlerde Ümmet-i Muhammed’e ârız olan “kabuk müslümanlığı” ile Efendimiz s.a.v.’in burada çizdiği mümin portresi arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Müslümanlığı kılık kıyafette, maddi başarıda, hayat standartlarının yüksekliğinde aramaya başlayan, hatta müslümanlığı neredeyse bunlara indirgeyen anlayışla yukarıdaki nebevî ikaz arasında ne büyük uçurumlar var! </p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=106" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=106&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/kotu-ahlakla-iyi-muslumanlik-mumkun-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tahiyyat Yüceler Yücesinin Huzurunda Selam</title>
		<link>http://www.islamdenizi.net/tahiyyat-yuceler-yucesinin-huzurunda-selam.html</link>
		<comments>http://www.islamdenizi.net/tahiyyat-yuceler-yucesinin-huzurunda-selam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 18:46:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Support</dc:creator>
				<category><![CDATA[SEMERKAND]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Yildiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Yildiz yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[semerkant]]></category>
		<category><![CDATA[tahiyyat]]></category>
		<category><![CDATA[tahiyyat nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamdenizi.net/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[amazlarimizda oturunca mutlaka tahiyyat okuruz. Nedir Tahiyyat ve onu nasil okumaliyiz? O mübarek bir bulusmanin yâdigâridir. Gidelim yine saadet kaynaginin hayatina:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.menzil.net/images/stories/00-Makale/2010/01/tahiyyat.jpg" alt="tahhiyat" /><br />
Namazlarimizda oturunca mutlaka tahiyyat okuruz. Nedir Tahiyyat ve onu nasil okumaliyiz? O mübarek bir bulusmanin yâdigâridir. Gidelim yine saadet kaynaginin hayatina:<br />
Yildiza yemin ederek basladi. Aklin bilemeyecegi, gözün göremeyecegi bir âlemden haber veriyordu. Sirlarla dolu bir âlemden, gayb âleminden&#8230;<br />
Sözün sahibi, her seye sahip olandi; yemin ettigi yildiza, hitap ettigi insana ve haber verdigi sirli âleme. O, âlemlerin Rabbi Allah, söyle buyuruyordu:<br />
&#8220;Battigi zaman yildiza yemin ederim ki,<br />
Arkadasiniz (Muhammed) sapmadi ve bâtila inanmadi.<br />
O, hevesine göre konusmaz; o (söyledikleri) vahyedilenden baskasi degildir.<br />
Cok güçlü, kuvvetli olan (Cebrail) ona ögretti. En yüksek ufukta iken asil sekliyle dogruldu. Sonra yaklasti, derken daha da yaklasti. Iki yay arasi kadar&#8230; Hatta daha da yakin oldu.</p>
<p>Iste bu halde Allah kuluna vahyettigini vahyetti. Gözün gördügünü kalp yalanlamadi.</p>
<p>Simdi siz, onun gördükleri hakkinda kendisi ile tartisacak misiniz?</p>
<p>Yemin olsun ki sidretü&#8217;l-müntehânin yaninda baska bir defa daha onu gördü. Cennetü&#8217;l-Me&#8217;va da onun yanindadir. Sidreyi kaplayan kaplamisti. Göz ne sasti ne de asti.</p>
<p>Yemin olsun ki, Rabb&#8217;inin en büyük âyetlerinden bir kismini gördü&#8221; Necm 53/1-18</p>
<p>Gören, Muhammed Mustafa aleyhi&#8217;s-salatü ve&#8217;s-selâm, gösteren ise kulunu Mescid-i Harâm&#8217;dan Mescid-i Aksâ&#8217;ya götüren Rahmân&#8217;di. Isrâ 17/1 Nice âyetlerini göstere göstere sidret&#8217;ül-müntehâya çikardi. Yaratilmis âlemin son noktasi olan sidreden öteye idrak sinirlarinin ötesinde bir tarzda huzuruna aldi. Ve iste o yüce huzurda Resûlullah (s.a.v), yüce Mevlâ&#8217;yi söyle selâmladi:</p>
<p>&#8220;Tahiyyat Allah&#8217;adir, salâvat ve tayyibat da&#8230;</p>
<p>Yaratilmislarin her türlü saygi ve hürmeti sadece Allah&#8217;adir, onlarin yaptiklari bütün ibadetler, dualar ve iyilikler de&#8230;&#8221;</p>
<p>Yüce Mevlâ Habibi&#8217;ne karsilik verdi:</p>
<p>&#8220;Selâm sana olsun ey Nebî, Allah&#8217;in rahmeti ve bereketleri de&#8230;&#8221;</p>
<p>O mübarek Resûl, bu selâma mukabelede bulundu:</p>
<p>&#8220;Selâm, bizim ve Allah&#8217;in sâlih kullarinin üzerine olsun.&#8221;</p>
<p>Melekler de bu selâmlasmadan haberdar oldular, hep birlikte sehadet getirdiler:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;tan baska ilâh olmadigina sehadet ederim. Hz.Muhammed&#8217;in (s.a.v) O&#8217;nun kulu ve Resûlü olduguna da sehadet ederim.&#8221; Aynî, Binâye, 2/308</p>
<p>Nebîler Nebîsi&#8217;nin mi&#8217;racindan bizim mi&#8217;racimiza&#8230; Namaz müminin mi&#8217;raci, Rabb&#8217;i ile görüsmesi. Her namaz, o büyük mûcizeyi yasayabilme firsati&#8230;</p>
<p>Mi&#8217;racimizda, mi&#8217;racin sahibi Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v) rehberimiz. O, namazlarimizdaki her oturusumuzda yüce Mevlâmiz&#8217;la nasil selâmlasacagimizi ögretti. Rehberlerin en güzeline yarasir biçimde.</p>
<p>Yüce huzurda simdi kendimizin oldugunu biliyoruz. Ve her tahiyyatimizda Cenâb&#8217;-i Mevlâmiz&#8217;a önce hürmetlerimizi arzediyoruz:</p>
<p>&#8220;Tahiyyat Allah&#8217;adir, salâvat ve tayyibat da&#8230;</p>
<p>Yaratilmislarin her türlü saygi ve hürmeti sadece Allah&#8217;adir, onlarin yaptiklari bütün ibadetler, dualar ve iyilikler de&#8230;&#8221;</p>
<p>Ve Resûl-i Ekrem Efendimiz&#8217;i (s.a.v) selâmliyoruz:</p>
<p>&#8220;Selâm sana olsun ey Nebî, Allah&#8217;in rahmeti ve bereketleri de&#8230;&#8221;</p>
<p>Niyahet kendimize ve Allah&#8217;in sâlih kullarina dua edip, sehadet getiriyoruz:</p>
<p>&#8220;Selâm, bizim ve Allah&#8217;in sâlih kullarinin üzerine olsun.</p>
<p>Allah&#8217;tan baska ilâh olmadigina sehadet ederim. Hz.Muhammed&#8217;in (s.a.v) O&#8217;nun kulu ve Resûlü olduguna da sehadet ederim.&#8221;</p>
<p>Unutmamak gerekir: Allah bize çok yakin, biz ise inandigimiz ve teslim oldugumuz kadar&#8230;</p>
<p>-</p>
<p>Fikhin Aydinliginda Ibadet Ve Hayat &#8211; Kemal Yildiz &#8211; Semerkand</p>
<p><a href="http://www.islamdenizi.net/?ibsa=share&id=74" id="share-link-" rel="nofollow">Paylaş</a></p><img src="http://www.islamdenizi.net/?ak_action=api_record_view&id=74&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamdenizi.net/tahiyyat-yuceler-yucesinin-huzurunda-selam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
